Merhabalar, Bize armağan edilmiş olan bu yaşam yolculuğunda çoğu zaman karşılaştığımız engelleri tek başımıza aşmaya çalışırız. Aşk acısı çekeriz, iş yaşamında sorunlar yaşarız, sosyal hayatta, aile hayatımızda, psikolojik ve sosyal sorunlar yaşadığımız çevre ve durumları çoğaltmak mümkün.Böyle zamanlarda hayatı anlamsız, sorunları çözümsüz, kendimizi ise çaresiz hissederiz. Yaşam denen bu içsel ve kişiler arası yolculuğumuzda, sorunlar yaşadığımızda bir uzmandan destek almak, sorunları sağlıklı çözümlere ulaştırmak ve danışmanla birlikte içsel yeni keşiflerde bulunmak, hayatımıza ve kendimize dair yeni farkındalıklar yaratmak, yaşamımıza yeni bir renk, tat ve anlamlar katacaktır.
Psikolojik danışmanlık, bireyin iç çatışmaları, sorunları ve ruhsal bozuklukları üzerinde yoğunlaşıp kişisel sorunların çözülmesine, bireyin kendisiyle ve çevresiyle barışık hale gelip üretken ve verimli olmasına yardımcı olur.
Durumsal, kısa süreli ve uzun süreli sorun yaşayan bireyler, grup, aile, iş yaşamı ve sistemler danışmanlığın çalışma alanı içine girmektedir.
Kişiler arası ve kişinin kendisi ile olan iç yolculuğunu içine alır ve okul aile, kariyer gibi durum ve ortamlara uyum sağlama ve anlam vermeye ‘’yeterli olmayı keşfetme’’ yolunda bireylere yardımcı olmaya çalışır.
Psikolojik danışmanlık gizlilik, güven ve mahremiyet sağlanmasını gerektiren, danışan merkezli bir süreçtir. Bu süreç, danışan ile danışman arasında kurulan psikolojik etkileşim ve ilişki ile başlar, danışmanlık sürecinin başarılı olması için gereken koşulların sağlanması oranında gelişir ve ilerler.
Psikolojik danışmanın amacı telkin yada tavsiyelerde bulunmak değil, danışanın daha önce farkında olmadığı duygu, düşünce ve isteklerinin bilince ulaşma süreci içinde, kendisini anlamasına ve geliştirmesine yardımcı olmaktır.
Psikoterapi yeniden ögrenme sürecidir, hayatımıza ve geçmişimize farklı perspektiflerden yaklaşabilme gücünü danışana kazandırmaya çalışırken, bu perspektiflerin ve sebep-sonuç ilişkilerinin gözden geçirilip yeniden ele alınabileceğini, denenebileceğini ve bundan da önemlisi yaşamımızı daha keyifli kılabilecek duygu, düşünce ve davranışların edinilebileceği bir süreçtir.
Bu süreç sırasında, geçmişteki olaylara yeni bakış açıları geliştirerek bakabilmede ve danışanın gün geçtikçe kendini yenileyen bir kişi olduğunu fark edebilmesinde onu cesaretlendiririz.
Anlayış arayışı, insanları psikolojik danışman yada psikologlara yönlendirir. Anlaşılmak danışan ve danışmanı birbirine baglar ve zamanla ve sessiz biçimde gelişen güven duygusunun ilk tohumlarını atar.
Psikolojik danışmanlık, danışanların insanları, olayları ve olup bitenleri olduğu gibi görebilme olgunluğuna erişmelerine yardımcı olur.kadinca.net
İnsanoğlu belirsizlikten hoşlanmaz. Psikolojik danışmanın görevlerinden biriside danışanın kesinlik ve egemenlik hissini artırmaktır. İnsanın hayatındaki olayları açıklaması ve uyumlu bir örüntü içinde sıralaması önemli bir adımdır. Bir sıkıntının sebebini bilmek ve adını koymak, onu kendi kontrolümüz altına almanın ilk adımıdır.
Danışanların kendilerini iyileştirebilecek potansiyele sahip olduklarını görmede ve hayatı olduğu kabullenip, herşeyi kontrol edemeyeceklerini kabullenmede psikololik danışmanlık etkili olur.
‘’Neden beni görmek istediniz?’’ yada ‘’Size nasıl yardımcı olabilirim?’’ gibi cümlelerle başlayan danışan ve psikolojik danışman ilişkisi, çok insani bir ilişkidir.
Unutmayın ki ‘’ BİLMEK VE EYLEME GEÇMEMEK, HİÇBİRŞEY BİLMEMEKTİR’’
ve yine unutmayın ki ‘’YARATTIĞINIZ DÜNYAYI ANCAK KENDİNİZ DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ’’
Herkese mutlu ve anlamlı bir yaşam dileğiyle…..
İSMAİL SÖNMEZ
İnsan yaşamında yeniyetmelik (13-19 yaş arası) özellik le kadınlar için çok önemli bir dönemdir. Bu yaşlarda kü çük kızın vücudu tamamıyle değişime uğrar ve gerçekten bir hormonal patlamanın yanısıra bir çok organik değişi min çeşitli etkileri altına girer. Üreme sisteminin işlemeye başlamasıyla ergenlik başlar. 17-18 yaşlarında vücut son şeklini alır. Vücut gelişiminin tamamlanmasıyla beraber her 2 cinste kendilerini kız ya da erkek olarak tanımlamaya ve buna uygun sosyal davranışlar sergilemeye başlar. Genç genetik veya başka faktörler sebebiyle yaşının gelişimsel normlarına ulaşamamış olursa bedenine ilişkin olumsuz birtakım duygular ve algılar hissedebilir. Sağlıklı bir kadın olabilmek için olması gereken değişimlerin gerçekleştiği ergenlik döneminde, beyin ve üreme organları vücudun diğer bölümlerine hormonlar ismi verilen kimyasallar aracılığıyla mesajlar gönderir. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık 2 sene önce girer.Bu büyüme ve gelişim evresini kişinin kendisinin düzenlemesi söz konusu değildir. Bu süreç sadece vücut hazır olduğunda başlar. Genelllikle genç kızlarda 11-15. yaşlarında pubertal , ergenliğe bağlı birtakım değişiklikler yaşanır. Bu sebeple yaşı 9 dan küçük olan kız çocuklarında pubertenin başlamasına puberte prekoks ve 16 dan büyük olan kız çocuklarında pubertenin başlamamasına puberte tarda adı verilir.
Puberte Prekoks (Erken Puberte, Erken Adet Görme) Nedir?
Pubertenin dokuz yaşından önce başlamasına pııberte prekoks denir. Puberte prekoksta her şeyden önce beyin, over( yumurtalıklar) ve böbrek üstübezi adrenalde organik bir lezyonun, tümöral bir oluşumun araştırılması gerekmektedir. Fakat yalnızca tek olarak meme gelişmesinin olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu çeşit durumlar çoktur. Buna ek olarak vajinada yabancı cisim, bölgesel kanser ve kan hastalıklarının da olabileceği unutulmamalıdır. Puberte prekoks idiyopatik (sebebi açıklanamayan) , beyine bağlı , yumurtalıklara bağlı ve böbrek üstü bezi adrenal kaynaklı olabilir.
Bilinmeyen, açıklanamayan sebepler: Erken puberte şikayeti olan genç kızların yüzde 80’i bilinmeyen sebeplere bağlıdır. Burada ailesel bir etken söz konusu olabilir. Yavaş gelişen beyindeki bir lezyonu ayırt edebilmek için bu genç kızlar uzun süre takip edilmelidir.
Beyne bağlı sebepler: Beyin kaynaklı rahatsızlıkların çoğunda iyi huylu ya da kötü huylu tümöral oluşumlar söz konusudur. Bunlar arasında glioma, astrostoma, daha az olarak da kraniofarinjioma, hamartoma ve pinealoma sayılabilir. Bu tümörlerin gelişmesi oldukça yavaştır. Bunlar GnRH salgılayabilir. Bunlara ilave olarak Albright Sendromu, Von Recklinghausen Hastalığı, hidrosefali ve meningiosefalitler sayılabilir. Serebral nedenleri tespit etmek için nörolojik ve oftalmik göz muayeneleri rutin olarak yapılmalıdır. Ovaryan, yumurtalığa bağlı nedenler. Overin östrojen salgılayan tümörleri, özellikle granüloza tümörü puberte prekoksa yani erken puberteye neden olabilir. Ayrıca laparoskopi yapıldığında tümör açıkça görülür.
Adrenal, böbrek üstü bezi kaynaklı nedenler: Adrenal hiperplazisi veya adrenal tümörleri puberte prekoksa, yani erken puberteye neden olabilir.. Psödohermafroditizmle (yalancı çift cinsiyet ) birlikte puberte prekoks söz konusudur. Ayrıca fazla erkeklik hormonuna bağlı olarak virilizm ve hirsutizm de görülebilir. Ovaryan ve adrenal nedenlere bağlı olarak meydana gelen puberte prekoksa psödopuberte prekoks (yalancı erken puberte) da denilmektedir.
Erken Pubertenin yani erken adet görmenin tedavisi nasıl yapılır?
Amaç kanamaların kesilmesi, diğeri de ilerde olabilecek boy kısalığının önlenmesidir. Beyin, over ve adrenalde herhangi bir tümör tespit edilmişse bu tümör çıkartılmalıdır. Tümörü olmayan ve sebebi bilinemeyen olgularda androjen etkisi olmayan progesteronlar kullanılır. Bu tür durumlarda llaç tedavisi de denenmelidir.
Puberte Tarta ( Gecikmiş Puberte, Adetin Başlamaması ) Nedir?
Pubertenin, genç kızın yaşının on altıdan büyük olduğu halde başlamamasına puberte tarda (gecikmiş puberte yani adetin başlamaması) adı verilir. Her şeyden önce kemik yaşı tespit edilmelidir. Kemik yaşı on bir yaşın altındaysa bir puberte gecikmesi göz önünde bulundurulmalıdır. Kemik yaşı on bir yaşın üzerindeyse burada puberte gecikmesi haricinde kromozom anomalileri , genetik bozukluklar gibi başka patolojiler araştırılmalıdır. Tedavi tanı konulduktan sonra icap ederse hormon replasmanı, hormon tedavisiyle adet gördürülmeye çalışılmalıdır. Ultrasonografi ile mutlaka kadının iç genital organları kontrol edilmeli, muayene ile dış genital organları, kızlık zarının normal olup olmadığı ve vajinanın varlığı tespit edilmelidir. Detaylı bir hormon tetkiki ve genetik inceleme gerekir.
Ön Ergenlik , Ergenlik Öncesi Cinsel Gelişim Ne Şekildedir?
İlkokul döneminde cinsellik uykuya yatar. İlkokul sonuyla birlikte çocuk duygusal ve fiziksel olarak değişmeye başlarlar. Genellikle kız çocuklar erkeklere göre daha erken bu değişimleri yaşamaya başlar. Bazen erkek çocuklar da ön ergenliğe erken girebilir. Ön ergenlik dönemi çok hızlı bir değişim dönemidir. 2. incil cinsel özellikler ortaya çıkar. Kızların kızları, erkeklerin erkekleri tercih ettiği bu dönemde psikolojik gelişim de başlar. Kızlar kızlarla erkekler erkeklerle bir arada olup karşı cinsi tanır. Dikkat zayıfladığı için ders başarısı düşer. Bu dönemde grup arkadaşlığına yönlendirmemiz önemlidir böylece karşı cinsi tanır. Ön ergenliğe kimi genç önce, kimi genç sonra girebilir.
Dengeli bir şekilde kilo vermek çok önemlidir düzenli beslenmeden kilo verilemediğini biliyoruz. Vücutta kilo vere bilmek çin öncelikle metebolizmamızın çalışması çok önemlidir. Metebolizmamızın çalışabilmesi için günde en az 4-5 öğün yemek yememiz daha doğrudur. İnsan vücudunun metebolizması çalıştıkça kilo vermeye el verişli hale gelir. Bunu söylerken tıka basa 4-5 öğün yemek yenmemeli az az yemeli ama 4-5 ögün yemeliyiz ve metebolizmamızın hızlı çalışabilmesi için su da çok önemli rol oynar günde en az 2.5 litre su içilmelidir. Suyuda yine tek seferde değil ögünlere bölerek kullanmamız çok önemlidir.
Yemek yerkende sadece bir yemek üzerinden karnımızı doyurmamalıyız. Tüm menüden tadarak yemeliyiz.
– Rahat Diyet Önersidir-
Zorba Tavernan’nın solisti Göknur konukları Nil Burak Sami Aksu ve Seyyar Taner’i sahneye davet ederek hep birlikte günün sevilen şarkılarını seslendirdiler.
Zorba Taverna’nın sahibi Hamit bey ilk kez sahneye cıkıp değerli konukları Nil Burak ve Seyyar Taner’le birlikte basına görüntü verdi.
Zorba Taverna’ya eğlenmeye gelen Nil Burak,Seyyar Taner ve Sami Aksu dostları Mehmet Dalmaz ile keyifli zaman geçirdikleri gözlerden kaçmadı.
Diğer konuklar Nil Burak Sami Aksu ve Seyyar Taner’in eşsiz yorumlarına doyamadıkları için sık sık sahneye cıkmaları için yoğun isteklerde bulundular.
Yerlerinde oturamayan konuklar sahneye cıkıp dans edip göbek attılar
Zayıflamaya kiloları vermeye başlamak için alınan kalolrilerin yakılmaısı gerekir. Tek çare diyet ürünler kullanıp yyüksek fiyatlı spor salonlarına kaydolmak değildir. Yaşam tarzınızdaki küçük değişiklikler kilo verme konusunda sizlere oldukça yardımcı olacaktır, Bir çok uzman görüşünün birleştiği birkaç beslenme ip ucunu dikkate almak yeterli olabliyor. Süekli açlık hisedenler kendisini bir şeyler yemek sorunda hissedenler düşük kalorili yiyecekler veya su tüketerek zaman kazanmaya başlayabilirler. Bu açıklamalardan da anlaşılıyorki kalorileri daha vücudumuza almadan kontrol etmek sağlığımız açısından daha yararlı olaaktır.
Alınan kalorileri yakma konusunda en basit uygulanabilecek yöntemler arasında temiz havada yapılan yürüyüşler etkilidir. hem insanı olumlu yönde etkilerken alınan kalorilerin yakılmasında fayda sağlar. Bahçe işleri ile ilgilenmek fazla enerji harcama neden olacaktir kendinizi yormadan devam etmek kilo verme konsunuda oldukça etkili olacaktır. Stresten kendinizi koruyarak sadece kendi sağlığınız için çalışın. Sağlıklı bir yaşam sağlıklı beslenmeyle başlar.
Bu bitki sakızla birleşince ağız kokusunu sıfırlıyor…Çin tıbbında 2000 yıldır kullanılan “Manolya Kabuğu Özü”nün ağızda kötü kokuya neden olan bakterileri azalttığı yapılan klinik çalışmalarla kanıtlandı.
İtalya’daki Milano Üniversitesi Ağız Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından gerçekleştirilen araştırma için 3 ayrı deney grubu oluşturuldu.
NEFESİ FERAHLATTIĞI SAPTANDI
Birinci grup yüzde 0.07 oranında, ikinci grup ise yüzde 0.14 oranında manolya kabuğu özü içeren sakız çiğnedi. Kontrol grubu olan 3.grup ise diğer gruptaki deneklerle aynı sakızın manolya kabuğu özü içermeyen şeklini çiğnedi. 10′ar dakikalık çiğnemenin ardından 15 dakika süre geçtikten sonra yapılan testlerden elde edilen sonuçlar, manolya kabuğu özü içeren sakızın ağızda kötü kokuya neden olan bakterileri etkili şekilde azalttığını ortaya koydu
Depresyona da iyi gelen en pahalı baharat…Dünyanın en pahalı baharatı olan safranın, kadınların adet öncesi semptomlarını hafifletebileceği ve depresyon tedavisine yardımcı olduğu belirtildi. İran ve Akdeniz mutfağının vazgeçilmez baharatlarından olan safranın, yemekler dışında bazı rahatsızlıkları gidermek için kullanıldığı uzun zamandır biliniyordu. Mide ağrılarına, sindirim sorunlarına ve hatta depresyona iyi geldiği bilinen safran, son zamanlarda yapılan kimi klinik araştırmalara göre, orta düzeyli depresyonun tedavisinde de yardımcı oluyor. Safranın, depresyon tedavisine, beyindeki serotonin düzeyini etkileyerek yardımcı olduğu belirtiliyor.
EN AZ YÜZDE 50 AZALMA
Uzmanlar tarafından 20 ila 45 yaş arasındaki iki grup olarak rastgele seçilen 50 kadından ilk gruba, iki adet döneminde günde 2 kez safran kapsülleri verirken, diğerine plasibo kapsülleri verdi. Her iki gruptaki kadınların da deneyden önce en az 6 aydır kramp, geğirme, sinirlilik ve bitkinlik gibi adet öncesi dönem belirtileri olduğu kaydedildi. Tedavi dönemi sonunda safran kapsülü alan kadınların 4′te 3′ünün adet öncesi semptomlarında en az yüzde 50 azalma belirlenirken, plasibo grubundaki kadınların yalnızca yüzde 8′inin semptomlarında azalma görüldü.
DEPRESYONU DA AZALTIYOR
Araştırmacılar, tıp dergisi BJOG’da yayımladıkları makalelerinde ayrıca, safran alan gruptaki kadınların yüzde 60′ının depresyon semptomlarında yüzde 50 iyileşme görüldüğünü, almayan grupta ise yalnızca 1 kadında iyileşme görüldüğünü söylediler. Araştırmacılar, bulgularının safranın seretonin değişikliklerini etkilediği iddiasını desteklediğini kaydettiler. Ancak İranlı bilim adamları, araştırmalarının, bu alanda yapılan ilk araştırma olduğunu, bu nedenle kesin sonuçlara varmak için daha geniş ve uzun dönemli araştırmalar yapılması gerektiğini vurguladılar.
Forbes, 2009 yılı için “Dünyanın En Güçlü 100 Kadın”ını sıraladı. Listede bir Türk de var.Forbes dergisi, Almanya Başbakanı Angela Merkel’i bu yıl da dünyanın en güçlü kadını seçti. İş dünyasının etkin dergisi Forbes, 2009 yılı için “Dünyanın En Güçlü 100 Kadın”ını sıraladı. Kadınların şöhret ya da popülerliğinden ziyade sözünün geçerliliğine göre seçildiği listede büyük şirketlerin yöneticilerinden, ülke yöneticilerine kadar birçok farklı ülkeden kadın bulunuyor. Forbes dergisinin yayımladığı 2009′da dünyanın en güçlü kadınları listesinde, Angela Merkel dördüncü kez ilk sırada yer aldı. Merkel’den sonra listenin ilk dokuz sırasında, Fransız nükleer sanayi grubu Areva’nın Başkanı Anne Lauvergeon (9. sıra) ve
Günlük Burç Yorumları
Kraft Foods’un Başkanı Amerikalı Irene Rosenfeld (6. sıra) gibi şirket patronları yer aldı. ABD’nin First Lady’si Michelle Obama ise listede 40. sıraya yerleşti.
Forbes sıralamasına göre, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton 2008′de bulunduğu 28. sıradan 36. sıraya gerilerken, Fransa Ekonomi Bakanı Christine Lagarde da 3 puan gerileyerek 17. sıraya oturdu.
Arjantin Devlet başkanı Cristina Fernandez 13. sıradan 11., Hindistan Kongre Partisi lideri Sonia Gandi 21. sıradan 13. sıraya yükseldi.
ABD yüksek mahkemesinin ilk Hispanik yargıcı olan Sonia Sotomayor listede 54. sıraya, ABD İç Güvenlik Bakanı Janet Napolitano 51. sıraya yerleşti.
Listede, Amerikalı talk şov yıldızı Oprah Winfrey 36. sıradan 41. sıraya gerilerken, Yahoo Üst Yöneticisi Carol Bartz 12. sırada yer aldı. Kraliçe II. Elizabeth ise listede, 58. sıradan 42. sıraya yükseldi.
GÜLER SABANCI DA LİSTEDE
Daha önce de birçok kez listede yer alan Türk iş kadını Güler Sabancı ise bu yılki listede 27 sırada yer aldı.
İşte dünyanın en güçlü kadınları;
1- Angela Merkel
2- Sheila Bair
3- Indra Nooyi
4- Cynthia Carroll
5- Ho Ching
6- Irene Rosenfeld
7- Ellen Kullman
8- Angela Braly
9- Anne Lauvergeon
10- Lynn Elsenhans
11- Cristina Fernandez
12- Carol Bartz
13- Sonia Gandhi
14- Ursula Burns
15- Anne Mulcahy
16- Safra Catz
17- Christine Lagarde
18- Gail Kelly
19- Marjorie Scardino
20- Chanda Kochhar
21- Mary Sammons
22- Michelle Bachelet
23- Paula Reynolds
24- Carol Meyrowitz
25- Andrea Jung
26- Patricia Woertz
27- Guler Sabanci
28- Barbara Desoer
29- Brenda Barnes
30- Risa Lavizzo-Mourey
31- Ann Livermore
32- Cathie Lesjak
33- Marina Berlusconi
34- Melinda Gates
35- Nancy Pelosi
36- Hillary Rodham Clinton
37 Jane Mendillo
38 Margaret Chan
39 Susan Chambers
40 Michelle Obama
41 Oprah Winfrey
42 Queen Elizabeth II
43 Nancy McKinstry
44 Gloria Arroyo
45 Ana Patricia Botin
46 Ann Veneman
47 Yulia Tymoshenko
48 Ruth Bader Ginsburg
49 Janet Robinson
50 Dominique Senequier
51 Janet Napolitano
52 Neelie Kroes
53 Gail Boudreaux
54 Sonia Sotomayor
55 Mary Schapiro
56 Kathleen Sebelius
57 Ellen Alemany
58 Susan Ivey
59 Amy Pascal
60 Helen Clark
61 Judy McGrath
62 Stacey Snider
63 Navanethem Pillay
64 Janet Clark
65 Sherilyn McCoy
66 Ellen Johnson-Sirleaf
67 Tarja Halonen
68 Mary McAleese
69 Virginia Rometty
70 Angela Ahrendts
71 Sri Indrawati
72 Terri Dial
73 Deirdre Connelly
74 Johanna Sigurdardottir
75 Queen Rania
77 Colleen Goggins
78 Hasina Wajed
79 Hyun Jeong-eun
80 Amy Schulman
81 Penny Pritzker
82 Drew Faust
83 Melanie Healey
84 Elizabeth Smith
85 Deb Henretta
86 Ann Moore
88 Pamela Nicholson
89 Janice Fields
90 Stephanie Burns
91 Kiran Mazumdar-Shaw
92 Eva Cheng
93 Efrat Peled
94 Sheikha Lubna Al Qasimi
95 Charlene Begley
96 Mindy Grossman
97 Sharon Allen
98 Anne Sweeney
99 Heidi Miller
100 Mary Erdoes
Bu bitki sakızla birleşince ağız kokusunu sıfırlıyor…Çin tıbbında 2000 yıldır kullanılan “Manolya Kabuğu Özü”nün ağızda kötü kokuya neden olan bakterileri azalttığı yapılan klinik çalışmalarla kanıtlandı.
İtalya’daki Milano Üniversitesi Ağız Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından gerçekleştirilen araştırma için 3 ayrı deney grubu oluşturuldu.
NEFESİ FERAHLATTIĞI SAPTANDI
Birinci grup yüzde 0.07 oranında, ikinci grup ise yüzde 0.14 oranında manolya kabuğu özü içeren sakız çiğnedi. Kontrol grubu olan 3.grup ise diğer gruptaki deneklerle aynı sakızın manolya kabuğu özü içermeyen şeklini çiğnedi. 10′ar dakikalık çiğnemenin ardından 15 dakika süre geçtikten sonra yapılan testlerden elde edilen sonuçlar, manolya kabuğu özü içeren sakızın ağızda kötü kokuya neden olan bakterileri etkili şekilde azalttığını ortaya koydu
Ölümle ya da başka bir önemli kayıpla yüzleşen hastamızı veya yakınlarımızı rahatlatmak, acılarını hafifletmek isteriz. Fakat ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilemeyiz ve endişelenmeye başlarız. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz hasta ve ailelerine ihtiyaç duydukları desteği vermek için yapılması gerekenleri açıkladı. İnsanlar Neden Yas Tutar? Önemli bir kayıp yaşayan kişi, hayatını yeniden organize edip kurmadan önce, daha düne kadar hayatında çok önemli yer tutan ama şimdi kaybolan kişiyle vedalaşmak, hayatın ağırlığı karşısında yeniden soluklanmak ve kimi zaman çok zor olan gerçekleri sindirmek için yas tutmaya ihtiyaç duyar. Kaybın acısı insanın her yanını sarar, insanın içini ‘Artık hayat bir daha hiç eskisi gibi eğlenceli bir yer olmayacak’ hissi kaplar. Yas, içimizden bir parça kopması hissinin iyileştirilmesi sürecidir. Yaşamımıza devam etmemizi, yine başkalarını sevebilmemizi ve kaybımızı kabullenebilmemizi sağlar. Tabii ki yas süreci sonrasında kaybetmiş olmanın verdiği üzüntü hala vardır ama bu artık hayatımızı sürdürmeye engel olacak boyutlarda olmayacaktır. Ancak kaybın sadece sevilen birinin ölümü olmadığı, kişinin sağlık, güç, ya da fonksiyon kaybından da kaynaklanabileceği unutulmamalıdır.
Yas Sürecini Herkes Aynı Şekilde mi Yaşar?
Kaybın doğası genellikle kişinin tecrübe ettiği yasın niteliğini belirler. Örneğin çok yaşlı ya da uzun zamandır hastalık çeken sevilen birinin ölümünü kurtuluş olarak gören biri, çocuğunu aniden kaybeden birinin hissettiği endişe ve kederi aynı şekilde hissetmeyebilir. Çocuğunu kaybeden anne bu durumla hiçbir hazırlık ya da uyarı olmaksızın karşı karşıya kalmıştır. Doğal ölümlerde yaşanan yas ile travmatik ölümlerde yaşanan yas farklıdır. Travmatik ölüm diye tanımlayabileceğimiz ölümler; ani, beklenmedik, başka birisinin neden olduğu bir kaza, saldırı, ya da doğal afetler ve amansız hastalıklar sonucunda yaşanan kayıplardır. Kişinin ailesi yakınları yoğun bir haksızlık hissi yaşar. “Hayat adil değil, iyi insanların başına böyle şeyler geliyorsa artık dünya güvenli bir yer değil.” gibi düşünceler insanın aklından çıkmaz. Travmatik ölümlerde yaşanan yas çok daha uzun süreli ve yoğun olur. Olağan yas sürecinin basamakları vardır ancak travmatik yasta, bu süreç benzeri bir şekilde fakat süre olarak daha uzun bir zamana yayılmış olarak işler.
Yas Sürecinin Aşamaları
İnkar ve şok: Başlangıçta, sevdiğimiz birinin ölümünü kabul etmek zordur, ölümün gerçekliğini inkar edebiliriz. Yakınınızın ölümüyle ve genel olarak ölümle ilgili duygularınızı yakınlarınızla paylaştıkça, kabullenmek kolaylaşır.
Pazarlık: Kayıp gerçeğinden kaçınma amacıyla yapılan bu son girişimde kişi Tanrı’yla pazarlık etme girişiminde bulunur. Bu aşamada temel düşünce “evet, başıma gelenleri kabul edeceğim ama bazı şartlarım olacak” şeklindedir; artık kayıp kabul edilmeye ve kayıp sonrası yeni hayatın koşulları gözden geçirilmeye başlamıştır.
Kızgınlık: Sizi geride bırakıp gittiği, yaşamdayken yaptığı ya da yapmadığı şeyler için ölen kişiye kızgınlık duyabilir, bu kızgınlığınızı başkalarına yöneltebilirsiniz. Ölen birine kızgınlık duymak sizi dehşete düşürebilir, oysa olanları kabul ederek ve paylaşarak zaman içinde daha az kızgın olursunuz.
Suçluluk: Bir yakınınızı kaybettiğinizde, onunla yaptığınız ya da yapmadığınız şeylerden ötürü pişmanlık ve suçluluk hissedebilirsiniz. Yaşananları değiştiremezsiniz, hata yapmış olsanız da insani yanınızı kabul edin, kendinizi affedin.
Adalet arama: Bu aşamada en çok sorulan soru şudur: “Neden ben?” Ölümün adaletsizliğine karşı çıkar ve yaşadığınız kaybın bir şeyin bedeli olup olmadığını anlamaya çalışır, bulamayınca isyan edebilirsiniz. Ölümü hak edilecek bir ceza değil, yaşamın akışının bir parçası olarak görmeye çalışın.
Depresyon: Başlangıçta büyük bir kayıp ya da boşluk hissi yaşayabilirsiniz. Ruh halinde düzensizlikler, yalnızlık duygusu ve sosyal çevreden uzaklaşma bunu izleyebilir. Yas tutan biri olarak eski halinize dönmek ve sosyal çevrenizde olup bitenlerle eskisi gibi ilgilenmek zaman alabilir. Unutmayın ki bu aşamada cesaret verme ya da güven tazeleme gibi teselliler değil, acıya saygı ve sosyal destek yardımcı olur.
Yalnızlık: Kaybınız nedeniyle sosyal yaşamınızda oluşan değişiklikler, kendinizi yalnız ve korku içinde hissetmenize neden olabilir. İnsanlarla görüşür, yeni arkadaşlar edinirseniz, bu duygularınız zamanla azalır.
Kabullenme: Kaybı kabullenme, ondan mutluluk duymak demek değildir. Kaybedileni unutmak ya da önemsememek de değildir. Tam tersine, durumun gerçek olduğunu kabul ederek, onunla başa çıkmaya çalışırsınız.
Umut: Zamanla hatırlamanın daha az acı verdiği bir noktaya gelecek, geleceğe ve daha güzel günlere umutla bakmaya başlayacaksınız. Değiştiremeyeceğimiz gerçeklerle başa çıkmada kendinize zaman tanıyın.
Yas Terapisi Nedir?
Yas süreci, sıklıkla kayıp acısını ya da bununla baş etmeyi tecrübe etmemiş kişiler tarafından anlaşılması oldukça zor, yalnız yaşanan, gizli ve mahrem kalmış bir alandır. Yas terapisi, yas sürecinin yeteri kadar uygun biçimde ve doğal akışı içinde yaşanmasını amaçlar. Bu nedenle terapide, yas sürecinin bahsettiğimiz evrelerini tanımak hastalarımıza ve aile üyelerine kayıpla baş etme konusunda yardım için atılacak ilk adımdır. Hangi süreçten geçtiklerini anlayarak yas yaşantısı içinde olan kimseleri, daha iyi destekleyebilir ve özel ihtiyaçlarını belirleyebilirsiniz.
Kayıpla Birlikte Yaşamayı Kolaylaştırabilen Yollar
• Yalnızlık, kızgınlık ve üzüntü gibi duyguları açıkça ve dürüstçe arkadaşlarınızla, ailenizle ve yakınlarınızla tartışın,
• Umudunuzu koruyun,
• Eğer dinsel inançlarınız sizin için önemliyse, bir din insanıyla inançlarınız ve duygularınızla ilgili konuşun,
• Kaybınızla ilgili yaşantılarınızı paylaşabileceğiniz bir destek grubuna katılın,
• Kendinize iyi bakın, bedeninize özen gösterin, dengeli beslenin ve iyi dinlenin,
• Kendinize sabırlı davranın, iyileşmek zaman alır, bazı günler kötü, bazıları ise iyi olacaktır.
Kayba Uğramış Yakınımıza Yardım Etmek İçin Neler Yapabiliriz?
• Kayba uğramış arkadaşınıza, yakınınıza yardımcı olmak için onun yanında olun, acısını paylaşın, saygı duyun, ancak cesaret ve güven veren telkin ve tesellilerden uzak durun. Bunlar işe yaramaz.
• Arkadaşınızı üzmemek niyetiyle kayıpla ilgili konuşmaktan kaçınmayın. Tam tersine, o istemediğini belirtmediği sürece durum hakkında konuşun. Konuşmaktan kaçınmak o duyguyu yok etmez, tersine pekiştirir.
• Konuşmada yaşananlarını kolaylaştırma amacıyla kaybı hafife almaya çalışmayın, kayıp gerçeğine uygun, onu önemseyen bir tutum gösterin.
• Arkadaşınıza verdiğiniz önemi gösterin. Dikkatli dinleyin ve onun duygularına ve inançlarına olan saygınızı belli edin. Onunkine benzer olan duygu ve deneyimlerinizi paylaşın. “Seni çok iyi anlıyorum” gibi içi boş sözlerden kaçının.
• Depresyon belirtileri çok yoğun devam ediyor ve bir sonraki kabullenme sürecine geçmesi çok uzuyorsa bir uzmandan destek almasını sağlayın.