Zayıflama, kiLo, Diyet, Sağlık ve Moda , Zayıflama Hapı

Sağlık haberleri

Beyaz peynirimsi vajinal akıntı

Cinsel organlar kadının temizlik açısından en hassas bölgelerinden biridir. Bu bölgede idrar yollarının olması, büyük tuvaletin bu bölgeden yapılması, vajinanın dışarıya açık bir organ olarak mikroplara açık olması gibi nedenlerle bölgenin devamlı temiz kalması özellikle kadınların dikkat etmesi gereken bir konudur. Jinemed Sağlık Merkezleri Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, Mynet okurları için yazdı. Her anne çocuğunu küçük yaşlardan itibaren cinsel bölgenin temizliği üzerinde eğitim vermesini ister. Özellikle çocuklar annenin yanından ayrılıp da okula gittikleri zaman orada geçirdikleri Saatler içinde tuvalet ihtiyaçları olduğunda kendi cinsel bölgelerine nasıl dikkat edecekleri annesi ve öğretmenleri tarafından mutlaka bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Genç kızların adet olma yaşı geldiğinde yine anneleriyle iletişim halinde olmaları gerekmektedir. Bu özel durumda genital (cinsel) bölgenin nasıl temiz tutulacağı ped kullanımı vs. gibi konularda doğru bilgilendirilmesi gereklidir. Ülkemizde ne yazık ki, okullarda konuyla ilgili eğitim yeterli verilememekte ve kız çocuklarının anneyle de bu konudaki iletişimleri iyi olmazsa bilgileri kendi arkadaşlarından, çevreden yanlış olarak alabilmektedir.

Cinsel hayat başladıktan sonra daha farklı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Cinsellikle birlikte vajinal mikroplanma başlamakta ve cinsel yollarla geçen hastalıklar, ilişki öncesi ve sonrasındaki bölgenin temizliği ile ilgili prensipler, daha sonra oluşabilecek gebelik sırasındaki sorunlar gündeme gelmektedir.

Kadınlarda vajinal bölge temizliği yıllara göre farklı boyutlarda ele alınması gereken ciddi bir sorundur. Kadınlarında bunu bu şekilde algılayıp konuya kendi sağlıkları için ciddiye almaları gerekmektedir.

1-Adet öncesi kız çocuklarında hijyen
Kız çocukları okula gittikleri, anneden koptukları zaman kendi cinsel bölgelerinin temizliğini yapamayabilir. Bu yüzden kız çocuklarına o bölgeyi yukarıdan aşağıya doğru Su ile temizlemek gerektiği, hiçbir zaman makattan bölgesinden öne doğru temizlik yapılmamasının önemi anlatılmalıdır. Büyük tuvaletten sonra da yine makat bölgesinin temizlenerek ve oradaki temizleyen kâğıdın vajina ve idrar yapılan yere doğru değil arkaya doğru olması gerektiği söylenmelidir. Çünkü büyük tuvaletle ortaya çıkan ciddi miktardaki mikroplar anüs çevresine yerleşebilir, oradan da rahatlıkla temizlik arkadan öne doğru yapılırsa vajinaya girebilir ve orada ciddi enfeksiyona yol açabilir. Özellikle eczanelerde kullanılan ilaçlı mendiller kullanılmasında büyük fayda vardır. Aynı zamanda idrar yolu iltihabı ihtimali de mevcuttur. Yine çocuklara bölgenin yıkandıktan sonra mutlaka kurutulması gerektiği de anlatılmalıdır.

2-Adet döneminden sonra ki genital bölge hijyeni.
Adet döneminde henüz cinsel ilişkiye başlamamış kişilerde günümüzde kullanılan hijyenik bağlar yani pedler revaçtadır. Pedlerin kanama miktarına göre Günde 2 ile 8 adet kadar kullanılabilir. Pedlere karşı Alerji ve tahriş olabilmekte ve dış dudaklarda ciddi kızarıklıklar, kaşıntılar olabilmektedir. Böyle durumlarda kız çocukları olayın pedden dolayı olduğunu düşünmeli ve konuyla ilgili bir hekime danışmalıdır. Mümkünse de alerji yapan markayı değiştirmelidirler.

Pedler bölgede, adet esnasında uzun süre kaldığı için havalanmayı güçleştirir ve tahrişlere yol açabilir. Bu yüzden pedler sıklıkla değiştirilmelidir. Dış dudakların her değiştirmede su ile yıkanıp kurutulmasında fayda vardır.

Cinsel ilişkiye henüz girmemiş kız çocuklarında okul öncesi çağdakiler de dâhil bazen vajinadan akıntılar gelebilir. Bunlar genellikle hormonal akıntılar olup, bir tehlike teşkil etmemektedir. Özellikle cinsel hayata başlamamış çocuklarda vajinal enfeksiyon olmadığı için bu akıntıyı iltihapla karıştırmamak gerekir. Bu çocuklarda yalnız yoğun Antibiyotik kullanımı ve o bölgenin Sıcak ve havasız kalması durumunda mantar iltihabı olabilir. Bunu bir doktor teşhis edip, tedavisini verebilir. Yine çok küçük çocuklarda kendi cinsel organlarıyla oynama ve o bölgeye bir şeyler sokma gibi eğilimler mevcuttur ve bu durumlarda da bazen akıntı olduğu zaman vajinanın içine yabancı cisim sokulup, sokulmadığının araştırılması faydalı olacaktır. Çok küçük çocuklardaki akıntılarda bazen cinsel istismara uğrayıp, uğramadığı da araştırılmalıdır.

3-Cinsel hayat sonrası cinsel bölge hijyeni.
Cinselliğin başlamasıyla birlikte vajina değişik mikroplarla tanışır ve bunların bir kısmı vajinada yerleşerek iltihaplanma yapar. Dolayısıyla cinsel hayatta ilk önerdiğimiz şey cinsel hastalıklardan korunmadır. Bu konuda kişi tanımadığı erkeklerle bir arada olursa mutlaka prezervatif kullanılmalıdır. Prezervatif her şeyi korumamakla birlikte çok önemli bir cinsel hastalıkla mücadele yöntemidir.

Bunun dışında cinsel ilişki esnasında çok fazla kokulu tahriş yapan jeller, kremler kullanılmamalıdır. Vajinada bir kayganlık gerekiyorsa bunun piyasada mevcut antialerjik jellerle yapılması daha faydalıdır. Cinsel ilişki sonrasında da çok sıcak ve terli olabileceği için su ve sabun içermeyen temizlik ürünleri ile yıkanmalı ve daha sonra havlu veya saç kurutucusuyla bölge etkin bir şekilde kurutulmalıdır.

Kadınlarda cinsel bölge çok kıvrımlı olduğu için kıvrımlar arasında rahatlıkla cilt döküntüleri ter birikintileri kalabilir. Bunlar zamanla kokuya ve tahrişe yol açabilir. Vajinal bölgenin en iyi temizlenme yöntemi bildiğimiz musluk Suyu ve çok kokulu ilaçlı olmayan basit sabunlarla yıkamak sonra durulamak ve çok iyi kurulamaktır.

Adet gören kadınlarda pedler genellikle tahriş ve rahatsızlık verirse tamponlar da kullanılabilir. Tamponların yabancı Maddeli olmayanlarına dikkat etmek lazımdır. Tamponlar 4 Saatten çok tutulmamalıdır. Çünkü çok ciddi enfeksiyona yol açabilirler. Ama 4 Saat kuralına uyulduğu takdirde kullanılmasında sakınca yoktur. Tamponlar geceden vajinaya konulup, sabaha kadar vajinada kalmamalıdır. Gece tercihen pedler kullanılmalıdır.

Bazı kadınlarda görülen vajinanın içini devamlı olarak yıkama hastalığı vajinaya zararlıdır. Çünkü vajinanın içinde vajinayı koruyan çok özel bakteriler vardır. Bunların devamlı su ile yok edilmesi durumunda bazen bu yüzden vajina kendini koruyamaz ve daha sık iltihaplanabilir. Vajina içi temizliği çok özel durumlarda doktor tavsiyesi ile yapılmalıdır.

Genital bölgedeki tüyler normalde ağda ile giderilmektedir. Fakat bazı bünyelerde ağda ve jilet kullanılması ciltteki staphylococcus mikrobunun kıl köklerine girmesine yol açarak ciddi kıl kökü iltihapları, Apseler yapmakta ve bu da bazen küçük cerrahi müdahalelere yol açmakta ve o bölgenin görüntüsünü bozmaktadır. Dolayısıyla bu tarz sorunu olanlar hemen bir kadın-doğum uzmanına başvurmalı ve tercihen ağda ve jilet kullanımını keserek sadece makas kullanmayı tercih etmelidirler. Alafranga tuvaletlerde tuvalet kapağı mutlaka tuvalet kâğıdıyla silinmeli, temizlenmeli ve sonra oturulmalıdır. Ne var ki, tuvalet kapağında kadının cildine veya vajinasına bir mikrop girmemektedir. Yine de kapağın temizlenmesi gereklidir.

4-Havuz ve deniz sonrası hijyen
Özellikle havuz ve deniz sonrası vajinal mantar iltihabı sıklıkla görülür. Bunun nedeni vajinada gerçekten olan fakat uykuda olan mantar mikrobunun bir enfeksiyon haline dönüşmesidir. Çoğu kez de gebelik ve antibiyotik kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkan bu durum, tedaviye çabuk yanıt verir. Ancak kronik vajinal mantar enfeksiyonu hem cinsel hem de psikolojik sorunlara yol açar. Vajinal mantar enfeksiyonlarına yol açan mikroorganizmalardan en sık görüleni ‘Candida Albikans’ adı verilen bir maya hücresidir.

Vajinal mantar, erkek semeninde üretilmediği için cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilemez. Ancak yapılan araştırmalarda eşlerin benzer tipte mantar hücresi taşıdıkları saptandığı için pek çok hekim, tedavide, eş tedavisini de uygun görmekte.

Mantar enfeksiyonu iç dudaklarda şişme, vajinadan gelen beyaz bir akıntı, akıntı özellikle küçük beyaz parçalar şeklinde (süt kesiği şeklinde) olmasıdır ki kendisinde mantar iltihabı olanlar birkaç kez geçirdikten sonra kendi teşhislerini kendileri koyabilmektedir. Mantar mikrobu akıntı, kişide yoğun bir kaşıntı, tahriş, yanma, sızı, ilişkide güçlük ve bazen idrara dahi çıkmakta zorluk yaratabilir.

Vajinal mantar belirtileri
Kaşıntı ve hassasiyet
Beyaz peynirimsi vajinal akıntı
İdrar yaparken yanma
Neler vajinal mantara yol açabilir?
Vajinal duş, sprey gibi kimyasal maddeler içeren ürünlerin kullanılması,
Fazla kilolu olmak,
Şeker hastalığı,
Uzun süre antibiyotik kullanmak,
Dikkat edilmesi gereken kurallar
Ortak kullanıma açık tuvaletlerde dikkatli olmak,
İç çamaşır ve havlu gibi özel eşyaları başkalarıyla paylaşmamak
Temiz olduğundan emin olunmayan havuzlara girmemek.

Vajinal mantarın sonuçları
Vajinal mantar enfeksiyonları spermin yumurtaya doğru taşınmasını engeller.

Vajinal ortamı değiştirerek spermin Canlı kalma süresini kısaltır.

Mantar enfeksiyonları erkeklerde de görülebilir ve kaşıntı, akıntı gibi yakınmalara yol açar.

Cinsel bölgenin temiz tutulmasının Altın kuralları şöyledir:

Vajinanın içi sürekli temizlenmemelidir.

Bacak arasındaki ve dudakları da içeren kısım daima kuru ve temiz olmalıdır.

Temizlikte değişik kokulu sabunlar, kremler vs. kullanmamalı, normal su gerekirse sabun içermeyen temizlik ürünleri tercih edilmeli sonra bölge çok iyi kurutulmalıdır. Çok iyi kurutamayanlar saç kurutucusu ile bölgenin kurutulması özellikle tavsiye edilir.

Dıştan kullanılan pedler alerji ve tahriş yaparsa hemen markası değiştirilmeli ve doktor tarafından da tavsiye edilirse bazen ped kullanılmayıp, tampona geçilmelidir.

Yaz aylarında özellikle deniz ve havuzdan çıktıktan sonra duş alınmalı, Tuzlu veya havuz suyu o bölgeden uzaklaştırılmalı sonra çok iyi kurutularak kuru mayo ile güneşlenilmelidir.

Su ve sabun içermeyen temizlik ürünleri dışında yine de o bölgenin doğal olarak yaratmış olabileceği kokudan rahatsız olanlar için ülkemize de yeni gelmiş olan vajinanın dıştan temiz kokmasını sağlayan bazı ıslak mendiller ve deodorant parfümler kullanılabilir. Bunları kullanırken maddelere karşı alerji olmadığından emin olunmalı ve gerekirse bir doktora danışılmalıdır.

Saç derisinde kuruluk ve kepeklenme

Saçlar özellikle biz kadınlar için çok önemlidir. Son zamanlarda erkekler arasında da önemli olduğunu görüyoruz, saç ektirmelerin çoğalması ile estetiğin dış görünümde gerekliliği ön plana çıkıyor. Evet saçlarımız önemli ama bakımı da önemli. Gerekli özeni gösterdiğimizde saç derisi sağlıklı olacağından saçlarımızda aynı oranda sağlıklı, canlı ve parlak olur. Ayrıca saç derisinde oluşan kepeklerle çoğumuzun başı derttedir. Özellikle koyu renkli giysiler giymeye çekiniriz kimi zamanlar. Saç derisindeki hücreler de zamanla yaşlanır ve ölür bunun sonucunda dökülür. Hücreler sürekli yenilendiğinden ölü hücrelerin yenileri üretilir ve ölü hücreler de kepek dediğimiz döküntü haline gelirler. Saç diplerinde kuruluk gibi sorunlar da olabilir. Zamanla alın bölgesi ve kaşlarda da kızarıklıklara sebep olabilir, böyle durumlarda derhal bir dermatoloğa danışmalısınız.
Kepek probleminin iki nedeni vardır. İçsel ve dışsal nedenler.

İçsel Nedenler:

Düzensiz beslenme
Alerji ve ciltte hassasiyet
Sağlık sorunları
Hormonal düzensizliği
Aşırı terleme
Stres, panik ve tansiyon problemleri

Dışsal Nedenler:

Saçın çok seyrek yıkanıp az durulanması
Çok sık şapka, bere veya örtü takmak
Saç boyama maddelerinin yanlış kullanımı
Sürekli ve fazlaca köpük, jöle ya da jel kullanmak

Dermatoloğunuz tavsiyesiyle Antibakteriyel içerikli özel hazırlanmış şampuanlar kullanabilirsiniz. Kepek şampuanları aynı zamanda mantar hastalıklarını tedavi eden ilaçları da içerir. Bu sayede döküntüyü önlemiş olursunuz. Tedavi süreci sonrasında önceden kullandığınız şampuanı değiştirmelisiniz.

Saçlarınızı sık yıkayabilirsiniz yalnız yine dermatoloğunuz önerisiyle sık kullanıma uygun şampuan tercih etmelisiniz. Yıkama sonrası saçlarınız iyice durulanmalı hatta durulama suyuna sirke katabilir yıkama öncesindeyse saç derisine susam yağı sürebilirsiniz. Bunları da uygulamadan önce konunun uzmanına danışmakta fayda var, herhangi bir sorun ile karşılaşmanızı istemeyiz.

Termojenik yağ yakıcılar

Formül aslında her zaman bu kadar basitti ama herkes işin kolayına kaçtı ve siz bu zamana kadar hiç bir işe yaramayan, doğadan çok kolay bulunan, hatta sofralarınızı süsleyen yemeklik malzemelerden yapılmış bitkisel kapsülleri kullanmak zorunda kaldınız. Artık bitti, bir grup alman üniversite öğrencisinin bitirme tezinin bu kadar etkili olacağı kimin aklına gelirdi?? Zayıflamak istiyorsanız, sitemizi dikkatlice inceleyin. Neden 5in1 kullanmanız gerektiğinin cevabını kendiniz göreceksiniz. 5in1 Kilo Verememenin 5 Nedeninin Her Birisi için Ayrı Çözüm Sunan Muhteşem Bir Üründür. 1-İştah Kesici (İştah merkezini baskılayarak değil rahatlatarak, iştahınızı azaltan formül) 2 Termojenik Yağ Yakıcı (Oturduğunuz yerde spor yaparmış gibi kalori harcatan, yağ yaktıran müthiş teknoloji. Göbek, basen çevresinden kilo eritebilen tek ürün)
3 Karbonhidrat Bloke Edici (Gıdalarla alınan kalorilerin kiloya dönüşmesini önler)
4 Metabolizma Hızlandırıcı (Yediğinizi anında yakacaksınız )
5 Enerji Verici (Zayıflarken güçsüz düşmeyeceksiniz)

Termojenik Zayıflama Nedir (Bir milli sporcunun blogundan alıntıdır)

“Peki, termojenik yağ yakıcı nedir? Diyet amaçlı kullanılan ve vücudun yağ yakış motoru olan metabolizmayı hızlandıran zayıflama haplarıdır. Metabolizmanız hızlandıkça vücut ısınız artar ve bunu gerçekleştirmek için yakıt gerekir. Yağ depolarınızda bulunan fazlalıklar metabolizmanızı hızlandırmak için ihtiyacınız olan yakıttır.

İlk adımda metabolik hızın artışıyla daha fazla yağ yakışı sağlanıyor. Yağ yakışıyla ortaya çıkan enerji daha fazla fiziksel aktivite ve egzersiz yapabilmenize yardımcı oluyor ki bu da size daha hızlı kalori harcama imkânı veriyor. Sonuç, hızlı zayıflama!”

Sıradan bir zayıflama değil, Göbek basen ve hareketsiz bölgelerdeki kiloların düşmanı Türkiye’deki tek termojenik yağ yakıcı bitkisel kapsül 5in1. Hem bölgesel zayıflama hem genel zayıflama, hem de sıkılaştırıcı muhteşem etki.

Kilosunu 2-3 ytl ye manavdan alabileceğiniz sözde bitkisel çözümleri unutun. Lahana değil, elma değil, avokado değil, müshil etkisinden başka hiç bir etkisi ve faydası olmayan bitki tohumları değil, iştahınızı sadece %1 azalttığı kesinleşen son birkaç yılın en büyük zayıflama yalanı Afrika kaktüsleri hiç değil. Ne istediğinize karar verin, zayıflamak mı yoksa reklamlara kanmak mı? Bakanlık onaylı resmi ürün mü, yoksa hangi koşullarda üretildiği ve ne içerdiği tam olarak bilinmeyen sahte veya kaçak ürünler mi? Kararınızı kim veriyor, siz mi? yoksa reklamlar mı? unutmayın Termojenik etki ile diğer bitkisel ürünlerin karşılaştırılması dahi çok yanlış.

İştahınızı sadece 3 şey keser. Efedra, Sibutramin ve Sinefrin. Efedra ve sibutramin hemen her ülkede yasaklanmış ve olumsuz çok fazla yan etkiye neden olmuş kimyasal maddelerdir. Sinefrin ise bilim adamlarınca bu zararlı kimyasalların kullanımı önlemek adına yapılan araştırmalar sırasında keşfedilen, ülkemizde yetişmeyen ender bir turunçgil cinsi olan Citrus Aurantium var Amara bitkisinden çok az elde edilebilen doğal bir maddedir. Kullanımı yasal ve güvenli olmakla beraber, kimler kullanamaz başlıklı sayfamıza bir göz atmanız gerekmektedir.

Zayıflamanın önünde en büyük 5 engelin her birisine ayrı ayrı çözüm sunan, ödediğiniz her kuruşun hakkını fazlasıyla veren, 5 muhteşem etkiyi 10 ender bitkiyle sağlayan 5in1.

Kadını yalnızlaştıran utanç

Özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan ‘idrar kaçırma’ sorunu kadını sosyal hayattan koparıp yalnızlaştırıyor. Öksürürken, hapşırırken, hatta gülerken idrar kaçıran kadınlar, aile ortamında dışlanıyor. Giysilerini, yatağını ya da oturduğu koltuğu ıslattığı için birlikte yaşadığı geliniyle, hatta kızıyla bile arası açılabiliyor. Komşusuna bile gidemez duruma geliyor, çevresiyle bağlarını koparıyor. İdrar kaçırma problemi kariyer kadınını da etkiliyor. Mesai saatleri içinde sık sık üstünü değiştirmek ve iş toplantılarını petle yönetmek zorunda kalan kariyer kadınının işyerindeki verimi ve motivasyonu sekteye uğruyor.Oysa kadına sosyal hayatı kabusa çeviren idrar kaçırma probleminden on dakikalık bir cerrahi müdahaleyle kurtulmak mümkün. Ancak kadınlar, ‘utanıp’ anlatamadığı ve idrar kaçırmayı ‘kader’ olarak kabul ettiği için yıllarca bu sorunla yaşamaya devam ediyor…

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi ve Kadın Doğum Bölümü Direktörü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Kadir Savan; kadında sosyal, psikolojik ve fiziksel travmalara neden olan ‘idrar kaçırma’ sorunuyla ilgili şu bilgileri verdi:

• İdrar kaçırma; istem dışı idrarını tutamama ve farkında olmadan idrarını boşaltma durumudur. Normalde herkeste (kadın ve erkek), idrar torbası normal kapasitesine kadar dolduğunda, beyinde uyarılmayla idrar yapma isteği oluşur. Ancak bazı durumlarda; gerek kadınlarda, gerek erkeklerde (ama çoğunlukla kadınlarda) idrar torbası tam dolmadan ya da tuvalete gitme isteği oluşmadan idrar kaçırılır. Hasta, idrarını tutamaz. Hatta bazen idrarını kaçırdığını bile fark etmez. Sadece üzerini ıslattığı zaman idrar kaçırmış olduğunu anlar.

• Eğer hasta; öksürünce, hapşırınca, gülünce, ağır bir şey kaldırınca, perde çekerken hatta otururken idrar yapıyorsa ‘idrar kaçırma’ sorunu var demektir. Bazı hastalar ise suyun sesini duyunca veya oturmuş misafiriyle sohbet ederken ve her şey normalken bir anda idrarının geldiğini hisseder. Çoğu zaman da tuvalete yetişemeden altını ıslatır. İşte bu durumlar idrar kaçırmanın başka bir şeklidir. Bu durum daha çok sinir sistemi hastalıklarına bağlı olarak gelişir.

Ailede dışlanıyor komşuya bile gidemiyor
• Kadınlar genellikle idrar kaçırmayı kaderleri olarak kabul ediyor ve gizliyorlar. Önce utanıyorlar sonra da kendilerini toplumdan soyutluyorlar ve içlerine kapanıyorlar. Ardından ailede, sorunlar başlıyor. Evinde oturduğu koltuğu, yatağı, giysilerini ıslattığı için ailesiyle kendisi arasında sorunlar yaşıyor. Geliniyle hatta kızıyla bile arası açılıyor. Hasta bir süre sonra dışarı çıkamaz duruma geliyor. Dışarı çıktığında idrar kaçıracağı korkusuyla eve kapanıp kalıyor. Komşusuna bile gitmiyor, dostlarından uzaklaşıyor. Sosyal hayatı kalmıyor. Tüm bunlar hastada depresyon, panik atak ve psikolojik sorunlara yol açıyor.

Cinsellikten soğuyor
• İdrar kaçırma, eşlerin cinsel hayatını da bozuyor. Çünkü ilişki esnasında hasta idrar kaçırabiliyor ve bu da hastada eşine karşı bir mahcubiyet duygusunun oluşmasına yol açıyor. Bunun sonucunda erkek de kadın da birbirleriyle birlikte olmaktan kaçınıyor. İlişkide bu tür problemler ortaya çıkınca, erkekte kadına karşı bir soğukluk duygusu baş gösteriyor.

Kariyer kadınını da vuruyor
• Her kesimden kadını etkileyen idrar kaçırma sorunu kariyer kadınını da olumsuz etkiliyor. 30-35 yaşında, kariyer sahibi, iş hayatının içinde aktif olarak bulunan bir kadında idrar kaçırma başladığında, ciddi sorunlar yaratabiliyor. İş toplantılarına gitmekten kaçınmaya başlıyor ya da toplantı sırasında sık sık ara verip tuvalete gidiyor. Sürekli pet kullanmak zorunda kalıyorlar. Ama pet kullansalar bile, idrar kaçırınca toplantı arasında, iş günü içinde sık sık tuvalete gidip pet değiştirmek zorunda kalıyorlar. Bu da kadının iş verimini, performansını ve iş arkadaşlarıyla ilişkilerini zayıflatıyor.

Kader değil çözümü olan bir hastalık
• İdrar kaçırma; dünyanın her tarafında, normal doğum yapmış kadınların yaklaşık yüzde 25 ila 30’unda görülür. Yaklaşık üç doğum yapmış kadından birisinde az veya çok idrar kaçırma görülür. Bir başka deyişle, 3-4 kadından birinde rastlanıyor. Bu da çok yüksek bir rakam. Ancak bu sıklığa rağmen hastaların çok az bir kısmı doktora müracaat ediyor; çünkü utanıyorlar. Bunu kader olarak kabul ediyor, normal doğumun, menopozun ve yaşlılığın doğal bir sonucu olduğuna, bu sorunla birlikte yaşaması gerektiğine kendilerini inandırıyorlar.

• Oysa idrar kaçırma kader değil, çözümü olan bir hastalıktır. Bugün tedavide son derece yüz güldürücü sonuçlar almaktayız. Özellikle hasta erken gelirse, tedavi şansı ve başarı oranı çok yüksektir. O nedenle diyoruz ki; ne olur idrar kaçırma şikayetleriniz başladıysa bir an önce hekime gidip, zamanında tedavi olun. Çünkü erken dönemde gelirlerse, bazı ilaçlar ve bazı egzersizlerle, ameliyata bile gerek kalmadan tedavi edebiliriz. Ama gecikirlerse hem idrar torbasında bozukluk ve sarkmalar, hem de sinir sistemindeki sorunlar daha da artar. O yüzden erken tedavi çok önemli.

• Hastalığın tedavisinde önemli olan idrar kaçırmanın hangi tip olduğunu belirlemektir. Tipini belirledikten sonra, tedavi yöntemine karar veriyoruz. Sinir sistemine bağlı olanların tedavisi tıbbi, doğumdan kaynaklı sarkmalara bağlı olanların tedavisi ise ameliyattır. Eğer hastalık erken teşhis edilmişse; ilaç tedavisiyle birlikte, ‘idrar torbası günlüğü’ dediğimiz işeme programı ve bir de perine bölgesi egzersizleri veriyoruz. Bunların üçünü yaptığımızda yüzde 60-70 oranında hastalar toparlanır, adaleler güçlendiği için idrar torbasını kasarak yukarı kaldırır ve idrar kaçışını önler. Ameliyata gerek kalmaz.

10 dakikada yepyeni bir hayat
• Eğer geç kalındığıysa; en önemli şey, öncelikle sinir sisteminde bir sorun olup olmadığını tespit etmek. Acaba hastada, mesanenin sinirsel uyarısına bağlı oluşan bir idrar kaçırma mı var ona bakarız. Sinirsel idrar kaçırma olan hasta; oturmuştur, misafiri vardır ve birden idrar yapma isteği gelir. Bu türler genellikle sinirsel bozukluğa bağlıdır. İşte o zaman acaba beyinde, omurilikte bir bozukluk, Parkinson, MS, Alzheimer var mıdır veya şeker hastalığının yan etkisi midir, sinirlerde hasar var mıdır bunları değerlendiririz. Bunlara bağlıysa, tedavisini özellikle, ilaç, egzersiz ve fizik tedaviyle yaparız.

• İdrar kaçırma bunların hiçbirinden kaynaklanmıyorsa; hasta öksürünce, hapşırınca, ağır bir şey kaldırınca, gülünce idrar kaçırıyorsa, idrar torbasında da sarkma varsa, tedavisi ameliyattır. Ameliyatı ya karından yapıyoruz ya da küçük bir kesi ile vajinal bölgeden idrar torbasının boynunu kalça kemiğinin iç yüzüne asıyoruz. Küçük, on dakikalık bir ameliyattır. Bu ameliyatla hastaların yüzde 95’e yakınında olumlu sonuç alabiliyoruz.

İlk neden normal doğum
• İdrar kaçırma özellikle normal doğum yapmış kadınlarda daha sık görülür. Normal doğum, doğum yollarını zedelediği için en önemli idrar kaçırma nedenidir. Çünkü bebeğin doğum kanalından çıkması sonucu, idrar torbasında zedelenmeler ve travmalar oluşur. İdrar torbasının boynunu yukarı asan adaleler; zor, müdahaleli ve iri bebek doğumlarından dolayı zedelenir ve boyun kısmını kapatamaz. Kapatamayınca da hasta idrar kaçırır. Yani normal doğum sırasında idrar torbasının yapısı bozulur. Normal yollarla doğuran kadınlarda, sezaryendekinden en az 10-15 kat daha fazla idrar kaçırma olur.

• İkincisi sinir sistemine bağlı idrar kaçırmalardır. Hastada sinir sistemini bozan (Parkinson, Alzheimer ve kadınlarda daha sık görülen MS hastalığı, beyindeki herhangi bir rahatsızlık, beyin kanaması veya travması geçirmiş olmak, omurilikte zedelenme) sorunlar ve hastalıklar varsa, idrar kaçırmaya neden olabilir. Hatta bazı durumlarda idrar kaçırma MS hastalığının ilk belirtisi olabilir. Hasta bu belirtiyle geldiği zaman bu tür hastalıkları da erken teşhis etme şansı doğar. Hastaların bir kısmında MS hastalığının teşhisini koyup, hastalığı ortaya çıkarabiliyoruz. İdrar kaçırmanın altında yatan nedenlerden biri de şeker hastalığıdır. Buna da dikkat etmekte fayda var.

MS’i yakalatan belirti
• Eğer idrar torbasında bir sarkma yoksa, idrar kaçırma; özellikle sinir sistemi hastalıklarında bir erken belirti olduğu için, erken teşhis konulmasını ve hastaları doğru yönlendirmeyi sağlayan çok önemli bir erken belirtidir aslında. O yüzden kadınlar idrar kaçırıyorsa, ihmal etmemeli ve MS ile şeker hastalığı yönünden dikkatle araştırılmalı.

• Bazen de hastanın kullandığı kalp ve tansiyon ilaçları idrar torbasının çalışma mekanizmasını bozabiliyor ve idrar kaçırmaya neden olabiliyor. Bazı hastalar, özellikle kabızlık ya da karın içi basıncın artmış olduğu durumlarda, idrar kaçırabilirler. Menopoz dönemi de önemli bir etken. Menopoz döneminde, özellikle ellili yaşlardan sonra kadınlarda idrar kaçırma gittikçe artıyor.

Açlık Hissini Gideren Ruşeym Ekmeği

Kanal 7 de Yayınlanmaya başlayan İkballe Şifalı Yemekler programının sürekli konuğu Dr Ömer coşkun bir çok konuda şifalı yiyecekler hakkında bilgi veriyor. Kısa zamanda büyük bir izleyici kitlesine ulaşan program her bölümde sağlık için çok önemli yemek tarifleri veriyor.

Kanal 7′de yayınlanan ikballe şifalı yemekler proğramında hergün izleyicilerden gelen soruları cevaplayan Dr. Ömer COŞKUN ,kendisine yöneltilen bir soru üzerine Tiroit çalışttırmak ve troid rahatsızlığı bulunanlar için bitkisel takviye önerilerinde bulundu.

Öncelikle mutlaka Doktor tarafından uygulanan tıbbi tedaviye devam edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Ömer Coşkun,bu tedaviye ek olarak çörek otu,dereotu ve kereviz tohumu yenilmesini önerdi.Bunların ilaç olmadığının,bitkisel besin takviyesi olduğunu vurgulayan doktor uygulamayı şöyle anlattı.

Çörekotu’nun çok şifalı bir bitki olduğunu belirterek,her evde mutlaka bulunması gerekir.Öncelikle taze olarak alacağımız bir tutam çörekotunu havanda dövmek sureti ile taze olarak tüketiniz.Daha önceden çekilmiş çörekotunu kullanmayınız onun faydası içinde bulunan taze uçucu yağlarda diyen doktor istenildiği takdirde çörek otunun balla karıştırılarak tüketilebileceğini belirtti.Ancak burada dikkat edilmesi gereken hususun kilo problemi olanlar için uygun olmayabileceği.yani bal ile birlikte yendiği takdirde kilo yapabilir.Çörek otu günde bir defa yemeklerden yarım saat önce bir tatlı kaşığı tüketilecek.

Günde bir kez taze olarak alınacak dereotu yemeklerden yarım saat önce çiğnenerek yenecek. Bir tatlı kaşığı Kereviz tohumu havanda dövülerek yemeklerden yarım saat önce bir tatlı kaşığı yenilecek.

Ayrıca Kilo problemi olan troid hastalarının normal ekmek yerine Buğday özü yani ruşeym olarak adlandırılan gıdayı tüketmesi gerektiğinin altını çizerek,Bu ruşeym midede suyla karıştığında şişerek tokluk hissi verir dedi.

Beden ve ruhu gençleştiren sağlıklı ve lezzetli tarifler İkbal’le Şifalı Yemekler’de.

Şifalı tarifler, şifalı reçeteler, beden ve ruh sağlığını gençleştiren formüller, doyurucu, lezzetli ve sağlıklı yemekler; İkbal’le Şifalı Yemekler… Şifalı yemekler yapmanın ve şifalı yemeklerle beslenmenin püf noktaları bu programda. İkbal’le Şifalı Yemekler’de İkbal Gürpınar her gün lezzetle sağlığı ekranda buluşturacak. Uzman konukların stüdyoda ağırlanacağı İkbal’le Şifalı Yemekler’de her gün birbirinden lezzetli ve sağlıklı yemekler canlı yayında hazırlanırken, uzman konuklar da sağlıklı yaşama dair reçetelerini izleyenlerle paylaşacaklar.

Hanımlara müjde… Ekranlarda ilk kez lezzetle sağlık bir programda buluşuyor. Beden ve ruhu gençleştiren formüllerle mutfakta tencereler kaynıyor, kepçeler doluyor… Doyurucu, lezzetli ve şifalı yemekler her gün uzman konukların katıldığı Şifalı Yemekler programında yapılıyor. Mevsiminde hangi sebze hangi usulde nasıl pişirilip, nasıl sunulur? Şifalı yemek yapmanın ve şifalı yemek yemenin püf noktaları, sağlıklı yaşama ve sağlıklı beslenmeye dair her şey İkbal Gürpınar’ın sunumuyla Şifalı Yemekler’de.

Kokulu akıntım var

Vajinal akıntılar kadınların doktora en sık başvurduğu hastalık şikayetidir. Vajina normal olarak nemli bir yapıya sahiptir.Vajina duvarlarındaki ve vajinanın içinde bulunan rahim ağzındaki bezelerden salgılanan sıvılar bu nemliliği-ıslaklığı sağlar . Vajina vücudun dışarıya açılımı olan boşluklarından bir tanesidir. Vajinanın ıslaklığı kadının sağlığı açısından gereklidir . Mühim olan var olan akıntının normal mi, yoksa bir hastalık habercisi mi olduğunu ayırt etmektir. Çünkü varolan akıntı kişinin hareketi, ayakta durması gibi nedenlerden dolayı yerçekiminin etkisiyle vajinadan dışarı akacak ve iç çamaşırında veya pedinde bir ıslaklık oluşturacaktır.Ve bu salgılanma herhangi bir hastalık veya sıkıntı yoksa

Günlük Burç Yorumları
sağlıklı bir kadında süreklidir. Normal vajinal akıntı berraktır ve sıvı yumurta akını andırır, koku yapmaz. Bu ıslaklığın kıvamı yumurtlama dönemi sırasında (adetin başlangıcından itibaren 14. gün civarı) biraz değişir ve sıvılaşabilir. Bunun amacı doğanın döllenmeye hazır yumurtanın döllenmesini kolaylaştırmak için salgının kıvamını değiştirmesidir ,Servikste(rahim ağzındaki)ve buradan salgılanan sıvılardaki tüm değişiklikler buradan spermin kolayca geçerek yumurtaya ulaşmasını sağlamak içindir.. Adet dönemine yaklaştıkça bazı bayanlarda vajinada bir koku olabilir ve akıntı rengi koyulaşabilir. Bu adet kanamasını oluşturan hormonların bu dönemde getirdiği etkidendir.

Tanımladığımız dışındaki bütün akıntıları muayene oluncaya kadar bir hastalık belirtisi olarak kabul etmek ve en kısa zamanda doktora başvurmak sağlığınız açısından gerekli ve önemlidir.Rahatsız edici bir vajinal akıntıyla yaşamak kişinin hayat kalitesini düşürecektir. Kendinize olan güveniniz azalacak, kendinizi kötü ve huzursuz hissetmenize sebep olacaktır. Cinsel yaşantınızı ve partnerinizle olan ilişkinizi etkileyebilecektir. Daha da önemlisi sağlığınızı bozacak, kısırlığa veya daha kötü sonuçlara gidebilen olaylara sebep olabilecektir.

Vajinal Akıntılar

A- Fizyolojik Akıntılar (Doğal Akıntılar)

- Östrojen düzeyine (Kadınlık hormonlarından bir tanesi) bağlı değişiklikler ; mesela adet kanaması(mensturasyon kanaması ) öncesi

- Cinsel Uyarım ;Cinsel uyarıyla vajinada meydana gelen ıslanma ve bunun oluşturduğu akıntı

- Gebelik ;Gebelikte rahim ağzındaki bezlerin salgıları gebeliği ve bebeği korumak için artar

-Spiral’ e bağlı akıntılar

B- Patolojik Akıntılar ( Doğal Olmayan Akıntılar )

1- Vajinal ( Vajinaya-Döl yoluna ait)

- Vajinanın mantar hastalıkları
- Trikomanas vajiniti (Cinsel yollada geçen parazit kökenli hastalık ) – Bakteriyel Vaginosis (Çeşitli bakterilerin neden olduğu hastalık – Genital herpes vajiniti (virüslerin neden olduğu bir akıntı
- Vajinadaki yabancı cisimlerin oluşturduğu akıntı
- Kanserlerin oluşturduğu akıntılar

2- Servikal ( Servikse-Rahim Ağzına ait)

- Bakterilerin neden oldukları ( mesela gonore {belsoğukluğu} ve bu gibi
- Non-spesifik enfeksiyonlar ( Nedeni ve etkeni tanımlanamayan akıntılardır.)
- Virusların neden olduğu akıntılar (mesela herpes ve diğerleri)
- Kanserlerin neden olduğu akıntılar
- Polip dediğimiz bazı oluşumların yaptığı akıntılar
- Yaraların yaptığı akıntılar

En yaygın olarak görülen vajinal akıntı nedeni Mantarlar vede trikomanas ile çeşitli bakterilerin neden oduğu bakteriyal vaginozistir.

Vajinanın Mantar Hastalığı : Maya enfeksiyonu olarak adlandırılır, Mantar tüm doğada bulunabilen bir hastalık etkenidir.Normalde vücudumuzda mantarlar bulunmakta ama bunlar normal şartlarda hastalık oluşturmamaktadır.Bazı koşullar bir araya geldiğinde var olan mantarlar kontrolsüzce çoğalarak hastalık oluştururlar.
Genelde büyük bir oranda mantar hastalığı oluşumundan Candida albicans sorumludur.

Yoğun,beyaz renkte,kesi k süt görünümünde bir akıntı ve kaşıntı mevcuttur,dış dudaklarda ve çevrede kaşınmaya bağlı şişlik ve kızarıklık oluşabilir.(Her bu tip akıntı mantar hastalığı demek değildir, bu sadece genel bilgi olarak verilmiştir- lütfen hekime muayene olmadan kendi başınıza tedavi uygulamayınız !)

Riski Artıran Faktörler Nelerdir ?

Mantar enfeksiyonlarında

- gebelik,
- şeker hastalığı,
- kortizon kullanımı,
- antibiyotik kullanımı,
- bazen östrojen hormonu tedavileri,
- bazı doğum kontrol yöntemleri,
- sık ilişki,
- fazla sayıda partner ve korunmasız ilişki,
- tampon kullanımı,
- sentetik iç çamaşırı kullanılması,
- çok dar giyecekler ,
- ıslak mayo veya çamaşırla oturulması
- vajinanın içinin çok sık ve sabunla yıkanması,
- bazı ticari vajinal duşların kullanılması, kokulu tuvalet kağıtlarının bazıları
- aşırı klorlu havuzlara girmek mantar hastalığına yakalanma rizikosunu artırır.
- başkasına ait iç çamaşırı ve bu gibi şeylerin giyilmesi
-çok fazla diyet şekeri veya tatlandırıcı kullanılması

Tedavi: tedavi hekimin muayenesinden sonra verdiği ilaçların düzenli kullanımı ile olacaktır,hekiminiz ayrıca size iç çamaşırlarınızı kaynatmanızı ve de sıcak ütü ile ütülemenizi de önerebilir.Bazen kişinin cinsel partnerine de tedavi vermek gerekir,aksi takdirde ilişki ile ona geçirdiğiniz veya ondan aldığınız mantar hastalığını tedavi olup iyileştikten sonra tekrar alabilirsiniz.

En son ne zaman dizinizde bir sıyrık oluştu

Bu muhtemelen genç yaşlarda yaşamış olduğunuz çok sık görülen bir rahatsızlıktır. Ancak, eğer büyüme döneminizde dizinizde sık sık sıyrıklar oluşmuşsa, bu alışkanlıklar yetişkinlik döneminizde de diziniz için zarar verici olabilir. Bu yaşlarınız çocukluk döneminizle kıyaslandığında, tek fark oluşan hasarın daha az veya görülemeyen türde olmasıdır. Günlük yaşantımızda dizlerimizin üstüne çok fazla miktarda mekanik baskı yükleriz. Dizlerimiz doğal olarak bu baskıyı kaldıracak şekilde dizayn edilmiştir. Ancak çeşitli kötü alışkanlıklar dizlerimizin ömrünü kısaltabilir ve kronik ağrı ve sakatlıklara yol açabilir. Ayakta durma, yürüme ve hareket etme şekliniz diz eklemlerinizin sağlığı üstünde çok büyük bir etkiye sahiptir. Şimdi, ayakta duruşunuz, ayakkabılarınız ve genel sağlık ve zindelik durumunuzla ilgili bazı temel seçimlerinizi değerlendirmek için zaman ayırmak osteoartrit gibi göz ardı edilen durumlarda size yardımcı olur ve dizinizin içten ve dıştan sağlıklı olmasına yardımcı olur.

Egzersiz Yapıyor musunuz?

Düzenli egzersiz dizin dayanıklılığını muhafaza etmek için gereklidir. Düzenli egzersiz yapmaığınız zaman kaslarınız güçsüzleşir, eklemleriniz desteksiz kalır ve kaslarınız, kemikleriniz, tendonlarınız, bağlarınız ve eklemleriniz incinip yanlış sıralanabilir.

Yapılacak en iyi şey incinme açısından düşük riske sahip diz aktivitelerini seçmektir. Dizde meydana gelen yaralanma osteoartrit riskini 2 katına çıkartmaktadır. Eklemleriniz için günlük makul egzersizler yapmak ara sıra yapılan ağır egzersizlere göre daha iyidir.

Yoga, yürüyüş, bisiklete binme, yüzme ve ağırlık kaldırma gibi dayanıklılığı, gücü ve esnekliği artıran düşük etkili egzersizler üzerinde yoğunlaşın. Bu çeşit egzersizler dolaşımınızı artırır, hareket aralığınızı geliştirir ve diz eklemi etrafındaki kasları geliştirir. Yapılan bir araştırmaya göre kuadrisepslerin kuvvetinde %20-25 lik bir artma dizde osteoartrit gelişiminin görülmesinde %20-30 luk bir azalma sağlamaktadır. Haftanın her günü en az 30 dakika egzersiz yapmayı hedefleyin.

Ne Kadar Kilolusunuz?

Dizleriniz vücut ağırlığınızı taşıyabilecek güçtedir.

Bu yüzden sağlıklı bir vücut kitle endeksine sahip olmanız ve bunu korumanız önem taşımaktadır. Fazladan aldığınız her yarım kg dizlerinizin üzerine yürüdüğünüz zaman fazladan 1.5 kg , koştuğunuz zaman ise 5kg baskı yapar.

Bu yüzden eğer vücut kütle endeksiniz 25 ve daha fazla ise dizlerinizin sağlığı olumsuz etkilenebilir. Bu sebeple obezite kıkırdakların aşınmasını hızlandırdığından dolayı osteoartritin gelişmesinde önemli bir risk faktörü olmaktadır. Özellikle de vücutta yağ olarak bulunan fazla kiloları vermek bu çeşit gelişebilecek bir diz problemi riskini önemli ölçüde azaltabilir.

Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından yapılan bir çalışmada ortalama 5 kilo veren fazla kilolu kişiler osteoartrit riskini yarıya düşürmektedir.

Diz Dostu Egzersizler

Suda yapılan antrenmanlar yürüyüş ve jogging gibi aerobik egzersizlerine nazaran düşük etkili direnç sağlar ve güçlendirir.

Tai-chi hareket aralığınızı artırmaya yardımcı olur, kaslarınızı uzatır bağ ve tendonlarınızın daha esnek olmasını sağlar.

İzometrik egzersizler ve yoga dizi destekleyen bacak kaslarınız kadar vücut kaslarınızın da güçlenmesini sağlar.

Obeziteye yeni çevre

ESRA TÜZÜN 07.02.2010
“10-19 kiloluk fazlalık öldürmez” diyen son araştırmaları yorumlayan kimi uzmanlar, “Obezitenin hesabında Vücut Kitle İndeksi değil, bel çevresi önemli” diyor. Ancak VKİ’ye güvenenler de var
Obezitenin sınırları yeniden çiziliyor. “Beslenme uzmanlarının anayasası” sayılan Vücut Kitle İndeksi’nin (VKİ) geçerliliği tartışılmaya başlandı. Amerikan Geriatri Birliği’nin “Belli oranda kilo fazlası olanların daha uzun yaşadığı” araştırması, obezitenin tanımı ve sınırlarını yeniden tartışmaya açtı. İsviçre’nin en önemli gazetelerinden Le Temps’da yer alan makalede, ortalama 10 ile 19 kilo arasında fazlalığı olan kişilerin teknik olarak büyük bir riskle karşı karşıya olmadığı ve VKİ’nin artık sorgulanması gerektiği vurgulandı.

YENİ KRİTER: BEL ÇEVRESİ
Obezite hesaplamalarında en geçerli yöntem şu ana kadar Vücut Kitle İndeksi olarak kabul ediliyordu. Kişinin kilosunu boyunun karesine bölerek elde edilen bu değer 30′un üzerinde çıktığı zaman, “obezite” teşhisi konuluyor. Ancak kimi uzmanlara göre artık bu hpesaplama metodu, gerçeği görmek için tek başına yeterli değil… Nitekim tanınmış diyetisyen Taylan Kümeli de “Bel çevresi bizim için önemlidir. Bel çevresinin ölçüsü, kadınlarda 88, erkeklerde 94 santimi geçmemelidir. Yani tek başına vücut kitle indeksi yeterli olmuyor” diyerek bu yeni yaklaşıma destek veriyor. İşte iki karşıt görüşü savunan uzmanların yorumları:

‘VKİ AĞIRLIĞINI YİTİRDİ’ DİYENLER
‘Her zaman doğru sonuç vermiyor’
Dr. Ayça Kaya: Vücut analizini yapabilmek için kullanılan VKİ her zaman doğru sonuç vermeyebilir. Çünkü bu indeks, vücuttaki yağ dokusunu direkt göstermez. Kas yoğunluğu fazla olan kişilerde bu oran yüksek çıkar. Bazı zayıflama merkezlerinde hasta takipleri sadece VKİ hesaplanarak yapılıyor.

‘HÂLÂ ÖNEMLİ’ DİYENLER
‘VKİ son derece güvenilir bir veri’
Prof. Dr. Metin Özata: Vücut Kitle İndeksi uzun yıllardır kullanılıyor, son derece güvenli sonuçlar veren bir değerlendirmedir. Yapılan tek bir araştırma ile bunları alt üst etmek doğru değil. Vücut Kitle İndeksi 27′nin üzerindeki kişiler obezdir ve metabolik sendrom, diyabet, kalp hastalıklarına yakalanma riskleri çok çok fazladır. Bunu kanıtlayan yüzlerce veri var.

‘Belin kalçaya oranı esas oldu’
Prof. Dr. Ziya Mocan: Obezite ölçümünde artık VKİ ağırlığını kaybetti ve belin kalçaya oranı ön plana geçti. Erkekte bel kalınlığının kalça ile aynı oranda olması kadınlarda ise bel ve kalça oranının 0.8 olması bekleniyor. Çünkü, karın yağlanması çok daha önemli. Kilolu durmayan ancak iç organları daha yağlı gizli obezler de var. Ve iç organlardaki yağlanma ancak tomografilerle görülebilir.

‘İki kilo fazlalık bile risk oluşturur’
Ender Saraç: Vücut Kitle İndeksi önemlidir. 70 bin kişiyi zayıflatmış birisi olarak bu verinin sorgulanmasını doğru bulmuyorum. “10-19 kilo önemli değil” derken bu defa insanlar 30 kilo alacak. İki, üç kilo fazlalık bile kalp, tansiyon ve şeker hastalığı üzerinde risk oluşturabilir. Aynı biçimde dört kilo vermek bile tansiyonu düşürebilir

Çikolata Kisti (Endometriozis) Nedir ?

Rahim (uterus) içinde yer alan; her ay gebeliğe ev sahipliği yapacak şekilde hazırlanan ve gebelik olmadığı zaman yeterli hormon desteğinden yoksun kalması nedeniyle adet (menstruasyon) kanaması halinde dökülen özel hücre tabakası “endometrium” olarak adlandırılmaktadır.

Bu hücre tabakası vücutta sadece rahim içerisinde yer almaktadır.
Bu hücrelerin vücutta rahim dışında başka bir alanda yer alması “endometriozis” hastalığı olarak adlandırılır.

Çikolata Kisti Nerelerde Görülür?En sık olarak yumurtalıklarda, rahim arkası boşlukta (Douglas boşluğu), vajen ile barsağın son bölümü arasında, barsakların yüzeyinde, tüplerin üzerinde veya çevresinde, rahmi tutan bağların ve mesanenin üzerinde veya karın zarı yüzeylerinde, cerrahi yaralarda, dikişli doğum esnasında açılan kesilerde, çok nadir olarak da göbek deliği ,burun zarı gibi uzak organlarda görülür. En sık görüldüğü yer %75 oranıyla yumurtalıklardır.

Rahim iç tabakası adet döngüsünün seyrinde her ay kalınlaşan ve belli bir süre sonucunda kanamasıyla vücut dışına atılan bir dokudur. Rahim iç tabakası rahim yüzeyi dışında bir yere yerleştiğinde yine adet döngüsüyle birlikte kalınlaşma gerçekleşir ve yine kanamayla bu doku uzaklaştırılmaya çalışılır. Endometriozis (Çikolata Kisti) hastalığının yerleştiği dokular vajinayla dış ortama açılan rahimin aksine kapalı sistemlerdir ve kanama bu kapalı sitemin içine (genellikle karın boşluğuna olur veya yumurtalık dokusu içine olur ki bu ilerleyen süre içinde burada endometrioma diğer adıyla çikolata kisti adı verilen yumurtalık kistlerine neden olur.) olur. Bu oluşan iç kanamalar iç bölgelerde yapışıklıklara neden olur ve buna bağlı belirtiler meydana gelir. Bu iç kanama miktarı çok az miktarda oluştuğundan hayati tehlike taşımaz.

Kimlerde sıklıkla görülür?

Endometriozis (Çikolata Kisti) üreme çağındaki kadınların hastalığı olarak kabul edilir. Hiç şikayeti olmayan ve başka bir nedenle değerlendirilen bir kadında saptanabilir. Tüm kadınların %3-5′inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin %40′ında saptanmaktadır. Birinci derece akrabalarından birinde endometriozis saptanmış bir kadında hastalığın görülme olasılığı yaklaşık 7 kat daha fazladır. Endometriozis(Çikolata Kisti) çok nadir olarak menopozdaki kadınlardan ve çok geç hastalarında görülmektedir. Hatta literatürde erkelerde de görülebildiği bildirilmiştir.

Çikolata Kisti Neden oluşur?

Hangi faktörlere sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Nedeni açıklamaya yönelik çeşitli teoriler öne sürülmektedir. En fazla kabul gören iki görüş genetik olarak yatkınlığı bulunan kadınlarda, karın içerisinde yer alan belirli yüzeylerde veya dokularda hücrelerin yapısal değişikliği uğraması ve rahim iç tabakası gibi davranmasıdır; diğer ise rahim iç tabakasının (endometrium) fallop tüplerinden karın içine taşınmasıyla oluşur ki bu teoriye retrograd mesturasyon teorisi denir. (olabilmesi daha mümkün ve mantıklı olan teoridir.)

Çikolata Kistinin belirti nelerdir?

Endometriozis(Çikolata Kisti) hastalarında en sık karşılaşılan şikayet adetlerin aşırı derecede ağrılı olmasıdır. Ağrının şiddetinde giderek artan bir düzen izlenir. Ağrının nedeni endometriozis odaklarında salgılanan prostoglandin adı verilen bazı maddelerin etkisiyle rahimde ortaya çıkan kasılmalardır. Ancak ağrının şiddeti ile hastalığın derecesi arasında bir ilişki yoktur. Hafif derecede bir endometriozis şiddeti ağrılara neden olabileceği gibi ileri derecede bir endometriozis olgusunda çok hafif adet sancısı görülebilir hatta hiç bir ağrı olmayabilir. Bununla beraber sancıların daha erken başlaması ve daha uzun sürmesi hastalığın evresinin ilerlediğine işaret edebilir. Ağrı tipik olarak adetten birkaç gün önce başlar ve adet kanaması ile birlikte en üst düzeye ulaşır ve kanama boyunca devam eder. Hatta zaman zaman bu ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap vermeyebilir. Adet sancısı dışında endometriozisde kronik kasık ağrıları ve bel ağrıları da olabilir. Bu ağrılar bacaklara doğru da yayılım gösterebilir.

Endometriozis, cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Bu duruma endometriozis hastaların çoğunda kanama bozukluğuna rastlanmaz. Ancak adet öncesi görülen kahverengi lekelenme şeklinde kanamalar endometriozis için tipiktir.

Selülitlere karşı denenmiş doğal reçeteler

Er ya da geç kadınların yüzde 90’ında görülen bir problem: Selülit. Her yaz başı adeta panik havası estiren selülit için nedense kış aylarında hiçbir şey yapılmaz. Oysa selülitle mücadele peşi bırakılacak bir şey değildir ve sene boyunca sürdürülmesi gereken bir mücadele! Selülitten nasıl kurtulabiliriz? Şu an ‘kesin etkili’ denebilecek bir çare yok çünkü selülit yapabilecek pek çok faktör olabilir. Düzenli beslenme ve egzersiz, selüliti önlemede ilk ve en etkili silahtır. Bazı doktorlar, yetersiz kan dolaşımının ve bağlantı dokularının selülite neden olduğunu söylerken, bazıları da toksinleri suçluyor. Bazıları çok su içmeyi neden gösterirken bazıları da az su içmeyi gösteriyor. Su zehirlenmesi ya da inanılmaz bir susuzluk çekmeden önce, bunun ne olup ne olmadığına bir bakalım ve daha da önemlisi, selüliti kontrol altına almada neyin gerçekten yararlı olduğunu inceleyelim.

Öncelikle çok işe yaradığını düşünmediğim yöntemlerden başlayalım:

Vücut sargıları: Bu tip saçmalıklara inanırsanız, beyninizi bile sarmalayabilirsiniz. Bunları giyip onca zahmete katlanıyorsunuz fakat bir ya da iki bardak suyla, hepsi geri geliyor.

Lateks, Neoprin vb. kıyafetler: Bu tip kıyafetler çalışırken ya da otururken normalden çok terlemenizi sağlar. Fakat selülit çaresi değildir.

Selülit İlaçları: Bu ilaçlar gerçekten işe yarasalardı üreticilerinin trilyoner olması gerekmez miydi? Eğer bunlar ephedra ya da ma huang gibi uyarıcılar içeriyorsa, genel kilo kaybı yaşarsınız; fakat unutmayın ki; alt kısımda çok az miktarda yağ kaybı için üst bedeninizin bir deri bir kemik kalması gerekir!

Elektromanyetik Tedavi (Cellular Electro Therapy): Bazıları, değişen elektromanyetik dalgaların kireçlenmeden selülite her şeyi tedavi edebileceğine sizi inandırmak ister. Bu sistemin yandaşları, hücrelerdeki hareketsiz ya da bağlı akışkanların içeridışarı hareketini, bu elektronik yüklemeye bağlamaktadır. Kimbilir, belki bir ilgileri vardır…

Endermalogue TM (a.k.a LPG ya da Liponic Sculpting): Bu cihaz, 1980’lerin başında Fransa’da icat edilmiştir ve 15 yıl kullanıldıktan sonra, FDA tarafından, 1.sınıf cihaz belgesi almak için Amerika’ya gitmiştir. O dönem, vücuttaki selülit görünümünü geçici de olsa gideren, cilt dokusunu geliştiren ve düzensizlikleri iyileştiren tek alet buydu. Cihaz, vakum makinesiyle masaj makinesinin bir kombinasyonu şeklindedir. Güçlü ve enerjik masajlar, şişlikler oluşmasını sağlayarak portakal kabuğu görünümünü engeller. Bu nedenle etkileri geçicidir ve zaten ayda bir ya da iki kez tekrarlanması istenir!

Dışsal Ultrasound: Bu sistem faydalı olabilir, fakat henüz tümüyle değil! Ses dalgaları, yağ hücrelerinin dış duvarlarının parçalanmasını sağlamaktadır. Sonrasında vücut, tortuları normal atık atılma sistemiyle göndermektedir. Şu ana kadar çok önemli denebilecek sonuçlar alınmamıştır.

Liposection, Lazer yardımıyla Lipolysis, Liposculpture: Bu üç tip sistem, yağları dışarı çekme yönteminin çeşitleridir. Bu sistem 15 seneden beri uygulanmaktadır. Ancak cerrahınızın yaptığı işin ne olduğundan haberi yoksa eyvah! Yüzeye yaklaştıkça, kalıcı hasarların olma olasılığı da artar.

Topikal İçerikli Ürünler: Belli başlı bitkisel ve diyet ürünler, metabolizma hızını arttırarak selülitin içsel nedenlerini tedavi ettiklerini söylerler. Fakat; bu besinler ilaç olarak görülmediği için FDA tarafından kontrol edilmezler, bu nedenle üretici firmaların söyledikleri doğrulanmış değildir. Aynı durum kafein, yeşil çay, DMAE, bitkisel özler, retinol ve aminophylline gibi aktif maddeler içeren topikal ürünler için de geçerlidir. Bunlardan retinoik asit içderinin güçlendirilmesinde kullanılabilir. Pek çok krem, deriyi şişirerek ve içeriğindeki suyla cildin su kaybını azaltarak selülit görünümünün azalmasına katkıda bulunur. Ancak tüm bu etkiler geçicidir.

Sayfa: 1 / 5012345»102030...Son »