Kendimizde bir değişiklik yapmak istediğimizde imdadımıza yetişen rengarenk saç boyalarının birçok çeşidi ve rengi bulunuyor.
Önemli olan saça en az zarar vereni bulmak ve doğru uygulamak Kendimizde bir değişiklik yapmak istediğimizde imdadımıza yetişen rengarenk saç boyalarının birçok çeşidi ve rengi bulunuyor. Önemli olan saça en az zarar vereni bulmak ve doğru uygulamak.
Bazılarımız saçlarımıza parlaklık vermek için bazılarımız farklı bir renk için çoğumuz ise beyazlarımızı kapatmak için saçlarımızı sık sık boyarız. Dip boyası röflesi baleyajı derken birçok kimyasal işlemden geçen saçlar zamanla yıpranıyor. Boyanın ince telli saçları kalınlaştırdığı söylense de özünde kimyasal maddeler içeren saç boyaları saça bir miktar zarar veriyor. Saça en az zarar veren boya tipi direkt içerikli olanları. Bu boya tipi saçı değiştirmeden saç telinin dış yüzeyine sabitlenir; ışıltı ve yansıma yaratırlar.
Ama beyazları kapatmazlar. Etkisi 6-8 şampuanlamadan sonra hafifler. İçlerinde su ve amonyak bulunan kalıcı boya olarak da bilinen oksida syon bazlı boyalar ise saça rengini veren melaninin yapısını değiştirirler. Amonyak boyanın saça nüfuz edebilmesi için saç telini açar. Saçınızdaki beyazları tamamen kapatmak ya da saç renginizde radikal bir değişiklik yapmak için bu tip boyaları kullanabilirsiniz. Ancak bu tip boylarla 4 hafta geçmeden saçın tekrar boyanması çok zararlı.
Saç renginde birkaç ton değişiklik yapan sür ton boyalar ise sadece oksijenli su içerir. Saça içinde amonyak bulunan boyalardan daha az zarar verirler ve beyaz saçları yüzde elli oranında kapatırlar. Saçlarınız cansızsa en akıllıca olanı hiç boyamamaktır. Ama ille de boyayacağım diyorsanız iyi bir kuaföre başvurun. Oksidasyon bazlı boyalara kıyasla direkt ve doğal boyalar daha az alerjiye neden olur. Alerji vakalarının çoğu doğrudan boya maddesiyle ilgili.
Bu nedenle ev kullanıcılarına tüm saça boya uygulamadan önce küçük bir bölgede boyayı denemeleri tavsiye edilir. Kuaförler de benzer şekilde uygulama yapar. daha Çok eskiden beri saça renk vermek için kullanılan kınanın avantajı saça diğer kimyasal saç boyaları gibi zarar vememesi; Birçok doğal boya kına kullanılarak yapılsa da kına fazla renk seçeneği sunmaz. Doğal boyalar şampuanlamayla yok olur. Düzenli olarak kullanılırsa yoğunlukları artar; çünkü saçta halen var olan boyanın üzerine tutunurlar. Böylece doğal boyalar saçın genel bütünlüğünü bozmadan saç renginin sabit tutulabilmesi açısından yararlıdır.
DAHA AZ YIPRANMA
Dermatolog Dr. Melisa Eczacıbaşı saç rengini oryal veya peroksitlerle açmanın zararlı olduğunu ve bu işlemlerin sonucunda saçların kolay kırıldığını belirtiyor. Eczacıbaşı saçın daha az yıpranması için saç rengine yakın tonların tercih edilmesini öneriyor. Yapılan uygulama ve boyalarla saçın zarar görmesi durumunda Eczacıbaşı şunları öneriyor: Saçlarınızı istediğiniz uzunluktan daha kısa kestirip saçınızı bir dönem için dinlendirip periyodik ve düzenli bir bakıma tabi tutabilirsiniz. Ağızdan alınan ve kıl köklerini besleyici etkisi olan ilaçlar saç mezoterapisi (saça vitamin enjeksiyonu) ve saç bakım maskeleri saçlarınızda bir süre sonra iyileşmelerin gözlemlemesini sağlayacaktır
Nelere dikkat etmek gerekir ?
Dermatolog Dr. Melisa Eczacıbaşı saç boyarken dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıralıyor:
* Saçı yıkarken ılık su Ph derecesı 5.5,6.5 arasındaki saç bakım ürünleri ve şampuanları tercih etmek gerekir.
* Boyayı kirli saça uygulayın. Çünkü saçların dibinde birikmiş olan saçın doğal yağı sebum boyadaki kimyasal maddelere karşı saçı korur.
* Hassas ve alerjik bünyeli kişilerde yarı kalıcı veya kalıcı boyalar uygulanmadan önce alerjik test yapılması kişiyi olası reaksiyonlara karşı korur. Boya yapılmadan önce ensede görünmeyen bir yerde veya saçın bir kısmında boya denenebilir.
* İlk kez boyanan saçta istenilen renk tonu tutmayabilir ve yer yer kızıl renk değişiklikleri görülebilir.
* Çok az olmakla birlikte bazı kişilerde boyadaki parafenilenediamin maddesine karşı yüzde şişkinlik ve kızarıklık gibi reaksiyonlar görülebilir. Böyle durumlarda saç acilen yıkanmalı ve gerekirse doktora başvurulmalı.
Umutsuz ev kadınları’nın en seksisinin yeni parfümünü dünyaya tanıtması kadar mantıklı başka ne olabilir? Jennifer Lopez, Sarah Jessica Parker, Pamela Anderson, Britney Spears ve Beyoncé’den sonra Eva Longoria‘da kokusunu yaratanlar listesine katıldı.
Nisan 2010’da Amerika’da çıkıcak olan Eva Longoria’dan Eva’nın satışı için Falic Fashion grubuyla ortak oldu.
Bu yeni yaratıcı Amerikan sitesi WWD’de ki açıklamasında: ‘Tek kelimeyle yeni ve seksi bir parfüm. Ben hep parfümlerim yüzünden alerji olabiliyordum sonunda bütün kadınların taşıyabileceği bir şey yaratmak istedim ve yeni, hafif, taze kokumu yaratmaya karar verdim.’diyor.
Dünya parfümerilerinde henüz tanıtılcak ama aktris daha şimdiden falic fashion grubuyla birlikte sırayla koku tasarlıyor.
Mavi göz makyajı : Hangi rengi seçmeli?
Mavi gözleriniz var ve makyaj tekniklerinden bi habersiniz. Bakışlarınızı belirginleştirmek için ya da bir gece ye hazırklanırken nasıl makyaj yapılması gerektiği hakkında önerilere ihtiyacınız var.
Allahtan, hemen hemen mavi gözler bunların hepsini sağlayabiliyor. Makyaj ustası Cécile Saurais-Canotilho, mavi gözleri büyüleştirmede olası önerileri bize sunuyor.
Gözkapaklarına en iyi far nasıl seçilir?
Mavi gözlere far seçiminde hiçbir engel yok. Mavi göze tüm renkler gider. Makyaj konusunda kabul edilen birçok fikir var. En önemlisi güzel bulunması. Yani ton üstüne ton var. Öyleyse kadınlar bunları neden kendilerinden mahsun bırakma ihtiyacı duyuyorlar?
Göz rengini ortaya daha çok çıkarmak için: Tamamlayıcı renk tonundaki farla makyaj yapmak kadar iyi bir şey yok. Bir renk her zaman diğerinin tamamlayıcısıdır. Bir renkle tamamlayıcısını yan yana sürdüğünüzde, ortaya çıkan değer maksimum olur, renk tonu birinden diğerine artar. Renklerin birleşimide mükemmel bir şekilde harmanlanır. Pratikte, mavinin tamamlayıcısı turuncudur. Yani sürekli hareket halindeki göz kapağının üstündeki bir perde turuncu renkte yağlı farla, kirpik seviyesindeki kahverengi göz kalemiyle gözleriniz role hazırdır!
Mavi gözlerinizi aydınlatmak için: Daha basit bir şey yok! Kontrastlar yaratarak gölgeli tonları kullanın. Olağanüstü birşekilde gözleriniz aydınlanacak. Kontrast açık ton ve kapalı ton arasındaki orandır. Yani koyu renkler güsel gözlerimizi otomatikman aydınlatıyor.
Gölgeli tonlar ise çeşitlidir,dediğimiz gibi en klasiklerde listenin en başında bulunanlar: Kahverengi,mavi ve mor. Siyah gri tarafından geçilerek kontrast makyajın maskotu kalıyor. Makyaj bir kurnazlık işidir!
2010’da mavi gözler için en çok hangi ton tercih edilecek?
Kahverengi makyaj 2010 yazının en gözde makyajı oluyor. Şimdiden podyumlarda yerini buldu, sonsuzluğa yaklaştı. Fendi’nin(makyaj markası) aşağ ve yukarı hareket eden gözkapağındaki süper bronz kahvesi veya kirpik üstündeki kalem çizgisi ve Etro’nun gözkapağındaki kahve farı, dumanlı gözlerinizle değişecek olan bakışlarınıza bir parça gizem katacak.
Dünyada pek çok kadın, her yıl, karşı cinsi etkileyebilmek için parfüm ve losyonlara milyarlarca dolar harcıyor. Ancak Psychological Science’ da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre doğal ten kokusundan yana tercih kullanmak erkeklerin ilgisini çekmedeki en etkili yol olabilir.
Kokunun hayvanlar alemindeki çiftleşme alışkanlıklarında oldukça önemli bir yere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, erkek testosteron seviyelerinin, bilhassa yumurtlama dönemindeki dişilerden yayılan kokulardan etkilendiğini göstermiştir. Florida Devlet Üniversitesinden Saul L. Miller ve Jon K. Maner da benzer bir durumun insanlarda görülüp görülmeyeceğini araştırmak istedi. Yapılan iki deneyde, kadınlardan adet döngülerinin çeşitli evrelerinde 3 geceliğine tişört giymeleri istendi. Çalışmada yer alan gönüllü erkek denekler bu tişörtlerden birini kokladı. Buna ek olarak, yine bazı erkek deneklerden hiç kimse tarafından giyilmemiş olan tişörtleri koklamaları istendi. Daha sonra ise testosteron analizi için deneklerden tükürük örnekleri alındı.
Sonuçlar, adet döneminde olan kadınların giydiği tişörtleri koklayan erkeklerdeki testosteron seviyelerinin, adet döneminde olmayan kadınların giydiği veya hiç kimse tarafından giyilmemiş (kontrol tişörtleri) tişörtleri koklayan erkeklerdeki testosteron seviyelerine göre daha yüksek olduğunu gösterdi. Bunun yanında, erkekler adet döneminde olan kadınların giydiği tişörtteki kokuyu en hoş koku olarak belirttiler.
Deneyi yapan araştırmacılar, yaptıkları bu araştırmayı“ yumurtlama dönemindeki kadın kokusunun erkek testosteron seviyelerine etkisiyle ilgili ilk çalışma” olduğunu söylediler. Diğer bir deyişle, bu çalışma esasen, testosteron seviyelerinin bir kadının en doğurgan olduğu zamana duyarlılık gösterdiğini de açığa çıkarmış oldu. Tüm bunlardan ötürü, araştırmacılar bu biyolojik tepkinin ayrıca erkeklerdeki çiftleşme alışkanlıklarını anlamaya katkıda bulunacağını da düşündüklerini bildirdiler.

Göbek eritmek zor değil
Eyvah, göbeğim var ve yok olmuyor’ diyorsanız mutlaka önerileri uygulayın!
Göbeği eritmenin yolları
• Hemen uygulamaya başlayacağınız basit önerilerle, birkaç gün içinde göbeğinizi kontrol altına alabilir ve tatil günlerinizde kendinize daha çok güven duyabilirsiniz.
İşe az yemekten başlayın
• Akşam yemeklerini bol mineral alabileceğiniz sebze ağırlıklı mönülerle oluşturun. Böylelikle vücudunuz depoladığınız yağları yakmaya başlar.
• Sık sık küçük öğünler yiyin. Şekeri mümkün olduğunca kesin. Vücudunuzun şeker ihtiyacını meyvelerle karşılayın.
• Ancak meyveyi mutlaka bir proteinle birlikte alın ki hemen kana karışıp daha sonra da yağa çevrilmesin!
Egzersizleri ihmal etmeyin
• Egzersizlerinizi sabah kahvaltısından önce yaparsanız gece boyu harcayamadığınız enerji açığını kapatacak ve depolandığınız yağı eriteceksiniz.
• Akşam yemeği sonrası yapacağınız egzersiz ise bütün gün boyunca biriktirdiğiniz şekeri eritecek. Hatta uyuduğunuz sırada da vücuttaki yağ depolarından yakmaya başlayacak.
İp atlayın
• Bacaklar, kasların en çok biriktiği yerdir. Onları güçlendirmek, kalorileri daha iyi yakabilmek ve metabolizmayı hızlandırmak anlamına gelecektir.
• Kalça kaslarınızı güçlendirecek egzersiz yapmak da yararınıza. Hiçbir şey yapamıyorsanız, günde en az 15 dakika ip atlayın. Böylelikle 100 kaloriden fazlasını harcayacaksınız!
• Tüm bunları kendinizi sıkmadan yapın. Unutmayın uzmanlar haftada bir kilo ve 6 haftada bir beden incelmenin ideal olduğunu söylüyor.
2. Kaba tuzla banyo
• Kaba tuz terletir ve vücuttaki fazla suyun vücut dışına atılmasına, derinin metabolizmasının hızlanmasına yardımcı olur.
• Süpermarketten veya bakkaldan birkaç torba kaba tuz alıp, banyodan önce bir bardak kaba tuzu biraz sıcak suyla karıştırarak, karnınızın üstüne sürün. 10 dakika ellerinizle masaj yapın. Daha sonra sıcak suyla durulayıp banyonuzu yapın.
1. Ev işleri
• Yerleri temizlerken elektrikli süpürge yerine bez veya normal süpürgeyi tercih edin. Hava sıcaklığının arttığı öğle saatlerinde çamaşır yıkamayı ve ütü yapın.
• Acıktığınızda, kendinize bir diet yemek hazırlayın. “Aşçı” genellikle kendi pişirdiği yemekleri yemeyi sevmez, böylece az yemek yemiş olacaksınız.
3. Masaj
• Masaj, karın bölgesini eritmek için en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Masaj kremiyle karnınızı ovalayın. Bu uygulama, karın bölgesindeki yağın giderilmesi için etkilidir.
• Masaj, derinin ısısını yükselterek enerji tüketimini artırmanın yanı sıra bağırsakların hareketlerini de hızlandırır. Kan dolaşımını hızlandıran masaj fazla suyun da vücuttan atılmasına yardımcı olur. Her gün bir masaj yapmayı ihmal etmeyin.
Bölgesel incelme planları, yani göbek eriten, kalça incelten diyetler pek işe yaramasalar da beslenmede bazı püf noktalarına dikkat edildiğinde beklenenden daha fazla bel incelmesi sağlanabileceğini gösteren bulgular var. Bu bulgular şimdilik az sayıda çalışmalarda elde edilmiş. Henüz yeteri kadar onaylanmış olmasalar bile bu basit tüyoları bilmenizde, hatta denemenizde yarar var! American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayınlanan bir çalışmada, düşük kalorili beslenme planları yapılırken tam tahıllara ağırlık verildiğinde (karbonhidrat seçimlerinde tam tahıllar tercih edildiğinde) bel çevresindeki yağların daha çok eridiği gözlenmiş. Bunun sebebi olarak da tam tahılların insülin direncini tahrik
etmemeleri gösteriliyor. Yoğurdun ön planda tutulduğu diyetlerde de bel çevresinde beklenenden daha çok incelme oluyor. Yağsız veya yarım yağlı yoğurda dayalı protein seçimleri, bel-karın bölgesinden yağ kaybını hızlandırıyor. Tam yağlı yoğurtla daha da etkili sonuçlar alınacağını iddia edenler de yok değil! Yoğurdun nasıl bir mekanizma ile karın içi yağları azalttığı bilinmiyor. Tam yağlı veya yarım yağlı yoğurdun Conjugateted Linoleic Acid (CLA) içeriğinin bu etkide bir rolü olabilir.
Bazı diyetisyenler yağ olarak tekli doymamış yağların (özellikle zeytinyağının) tercih edildiği diyet planlarının da karın-göbek-bel çevresinden yağ kaybını hızlandırdığını söylüyor. Biz kliniğimizde bu üç bilgiden de yararlanıyoruz. “Yaşasın Hayat diyetisyenleri” diyet planlarını yaparken tam tahıllara, yoğurt ve zeytinyağına öncelik veriyor; ceviz ve fındık yağını listeye mutlaka ilave ediyor.
Önemli bir nokta da her gün yapılan 30-45 dakikalık yürüyüşlerin bel-karın bölgesinden yağ kaybını des-teklediğidir. Karın bölgesi kaslarını güçlendiren egzersizlerden de yararlanmanız mümkündür.
Bel incelten bir diyet planı
Bel-karın-göbek yağlarının insülin direnci ile ilgili olabileceğini, bu sorunun ise kalp hastalığı, diyabet ve hipertansiyon sorunu ile ilişkili olduğunu hatırlatalım.http://www.kadinca.net
Hipoglisemi fiziksel aktiviteye engel değildir
Egzersiz sırasında vücut daha fazla enerji harcar. Gereksinim duyduğu enerjinin en önemli bölümünü karbonhidratlardan sağlar. Bir taraftan çizgili kaslardaki depolar diğer taraftan da karaciğerin desteği ile istediği güce ulaşır. Harcanan glikoz miktarı üretilenin üzerine çıktığında hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ortaya çıkar.
Egzersiz yaparken kaslarımız, enerji kaynağı olarak, sırasıyla kaslar ve karaciğerdeki glikojen depolarını, daha sonra kan şekerini ve son olarak da yağ dokuda biriken yağ asitlerini kullanır. Kaslar, kan şekerini ancak insülin varlığında kullanabilir. ınsülin olmadığında kan şekeri yükselir. Egzersizin başında, kan şekeri yükselir, tepki olarak insülin salgılanır ve kan şekeri düşüşe geçer. Bu düşüş bazen çok ciddi boyutlara ulaşabilir. Buna reaktif hipoglisemi denir.
Hipoglisemi egzersizin sonlarına doğru da oluşabilir. Kaslar ve karaciğerdeki glikojen rezervi tükendiğinde ve kaslar kan şekerini kullanmaya başladığında, hipoglisemi tablosu oluşur. Bu tür hipoglisemi, günler öncesinden yeterli glikojen deposu oluşturulmadığında ve sırasında gereken destek alınmadığında görülür.
Hipoglisemi; aşırı terleme, titreme, neredeyse acı veren bir açlık duygusu ve kalp ritminin hızlanmasıyla başlar. Daha ileri aşamada bilinç kaybı da gözlenebilir. ılk belirtiler ortaya çıktığında, hemen egzersiz hızını düşürmek ve yoğunluğunu azaltmak gerekir.
Fiziksel aktivite öncesinde bir şey yemekten kaçınmak veya çok yüksek tempolu egzersiz, sık yapılan yanlışlardandır. Eğer aktivite 1 saatten uzun sürecekse, 15-20 dakika sonunda şekerli bir içecek tüketilmeli ve egzersiz sonuna kadar da her 15-20 dakika arayla bu işlem yinelenmelidir. Egzersiz sırasında atıştırmalık yiyecekler bulundurmak iyi bir çözüm olabilir.
Cilt hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Gönül Ergenekon anlatıyor; “Cildinizi çok yıkamayın. Nemlendirici şart ama tonik hiçbir işe yaramaz. Makyajınızı acı badem sütüyle temizleyin. Buhar banyosundan kaçının.” Ergenekon, yaşlanmanın önüne tamamen geçemeyeceğimizi ama beslenme ve cilt temizliğine dikkat ederek bunu geciktirebileceğimizi söylüyor.
* Ne zaman bir bakım ürünü alsanız ya da tesadüfen bir güzellik merkezine girseniz, hemen “Sizin cilt bakımına ihtiyacınız var, gözenekleriniz açılmış” gibisinden bir şeyler söylenir… Cilt bakımı yaptırmak gerçekten bir ihtiyaç mı?
Cilt bakımı deyince herkesin yaptığı şey; yüze buhar vermek ve yüzü gereksiz yere sıkmak. Buhar banyosu benim hiç sevmediğim bir şey. Yüzü aşırı ısıtarak cildin asit ve su dengesini bozmuş oluyorsunuz. Bu da cildi egzamaya hazırlıyor. Ayrıca buhar verdikçe gözenekler daha çok açılır. Cilt alerjik mi, kuru ve hassas mı, çok mu yağlı? Bunları bilmeden her yüze aynı cilt bakımı uygulanıyor, yanında da bir bavul dolusu krem veriyorlar.
* Peki, bu bir bavul dolusu krem işe yarıyor mu, siz bir hekim olarak onaylıyor musunuz?
Aşırı ümit vadeden reklamlar yapılıyor ama gerçekleşmesi mümkün değil. Öyle olsa her gün yeni bir ürün peşinde koşmazdı kimse. Nemlendiriciler tamam… Herkesin cildine uygun nemlendirici kullanmasını onaylıyorum. Cildinizi temizlediğiniz ürün ile nemlendiriciniz çok önemli.
* Nasıl temizlememiz gerekiyor yüzümüzü?
Çok yıkamak doğru değil. Cilt daha kendi yağını tolere edemeden siz tekrar yıkarsanız, bu sefer cildinizi kurutursunuz. Yaşadığınız bölge, çalıştığınız yer, yaşınız bunların hepsi nemlendirici seçerken önemli. Örneğin, ısıtma ve soğutması klima ile ayarlanan ofislerde cilt kurur. Gün içinde de bir nemlendirici sürmeniz gerekebilir. Ama havası çok nemli bir şehre gitmişseniz, orada sabah-akşam nemlendirici kullanmanıza gerek kalmaz. Kullanırsanız isilik tarzı kızarmalar başlar.
* Cilt bakım ürünlerinin fiyatları malum… En basit şekliyle yüzümüzü neyle yıkayıp nemlendirebiliriz?
Deterjan içermeyen ve cilt tipinize uygun herhangi bir sabunla yüzünüzü yıkayabilirsiniz. Şimdi piyasada satılan sabunların çoğunun üzerinde ne maddeler içerdiği ve hangi cilt tipine uygun olduğu yazıyor. İlle de pahalı bir kozmetik markasına ait olması gerekmez. Sıkça kullanılan tonik ise hiçbir işe yaramıyor. Tonik bir sudur. İyi dinlendirilmiş, fazla kloru alınmış bir su da bir toniktir aslında. Nemlendirici olarak da hiçbir şey yoksa bir acı badem sütü, badem yağı çok işinize yarar. Makyajınızı ise acı badem sütüyle silebilirsiniz.
* Cilt bakımı ve korumasına hangi yaşta başlamak gerek?
Bebeklikten itibaren… Örneğin yanlış sabun bebeğin cildini kurutur, tahriş eder. Krem sürülmezse isilik olur. Yani doğuştan itibaren cildin temizliğine ve nem dengesini korumaya dikkat etmek gerek. Yaşlanma ise 25-30 yaş arasında başlar. Bu yaşlardan itibaren cilt tipinize uygun bir nemlendirici seçmenizde yarar var.
* Göz çevresi, boyun, alın her bölge için ayrı krem kullanmak gerekli mi?
Boyun derisi çok incedir, çabuk kırışır. O yüzden yüzünüze kullandığınız nemlendirici kremi çok bastırmadan boynunuza da mutlaka sürün. Kreminiz çok yoğunsa zaten gözünüzü yakar ama değilse göz çevrenize de parmak uçlarınızla hafifçe yedirebilirsiniz. Ama “Ben her yerime ayrı krem istiyorum” derseniz buyurun alın, seçim sizin.
* Yaz kapıda… Güneşe çıkacak mıyız, yoksa en sağlıklısı beyaz kalmak mı?
Vücudun D vitaminine ihtiyacı var. En iyi D vitamini sentezi de güneş. Ama güneş ışınlarını uygun dozda alacaksınız. Çünkü aşırı güneş ve solaryum deri kanserlerinin başlıca nedeni. Biz yaz kış güneşi olan bir ülkede yaşıyoruz. Yolda yürürken bile ihtiyacımız olan güneşi alıyoruz. Bronzlaşmak isteyenlere ise sadece şunu söyleyebilirim; güneşin en kötü deri kanserlerine neden olduğu ispatlanmıştır.
* Günde kaç dakika güneşlenebiliriz peki?
Gölgede bile yazın güneş ışınlarını yeterince alırsınız. Güneşte yatmak için ise günde 10-15 dakika yeterli. Özellikle güneş ışınlarının tam dik geldiği 12-14.00 arası güneşten uzak durun. Koruyucu krem olarak da en az 30 koruma faktörlü krem kullanın.
30’lu yaşların sonlarına doğru cildimizde kendini göstermeye başlayan kırışıklıklar, hepimizin korkulu rüyasıdır. Kırışıklıkları önlemek, sarkmayı engelleyip sıkılık sağlamak, kuruluğu gidermek için bol nemlendirme yapmak gerekir. Aynı zamanda sağlıklı beslenme ve düzenli bir yaşam tarzıyla cilt bakımını desteklemeliyiz.
30′lu ve 40′lı yaşlarda cildin yaşlanmasını önlemek, kışıklıklarla mücadele etmek için yapmamız gerekenler pudra.com’da…
Öncelikle düzenli yaşam tarzının öneminden bahsedelim…
Düzenli yaşam dediğimiz aslında sağlıklı beslenme, spor, uyku düzeni ve stresle baş etmeyi içeriyor. Güzel bir cilt için en önemli etken, sağlıklı yaşamdır. Uyku, güneşten korunma ve her şeyden önce mutlu olmayı öğrenme cildimizin güzelliğinin birinci kuralıdır. Ruhsal durumumuz cildimizdeki kan dolaşımı, endorfin salınımı ve erken yaşlanma ile oldukça yakından ilgilidir. İç organlarımızın sağlığını korumadan, kolesterol dengemize dikkat etmeden, kansızlığımızı tedavi ettirmeden ve ruhsal sıkıntılarımızı düzeltmeden güzel bir cilde sahip olamayacağımızı unutmayalım!
Cildimizin için sağlıklı beslenme çok önemli
Nasıl bir beslenme programı gerekli derseniz, Amerikan Hastanesi’nden Dr. Buket Pençe’nin tavsiyelerini sizlerle paylaşabiliriz. Dr. Pençe, yumurta, peynir, süt, balık ve tahıllar dışında, ceviz, fındık, kara üzüm, kayısı ve renkli meyvelerin (antioksidan açısından zengin), sağlıklı cilt için gereken besinler olduğunu belirtiyor. Son yapılan çalışmalarda C vitamini ve yeşil çayın da üzerinde duruluyormuş…
Cildimiz gerçekten de en değerli hazinemiz, çünkü vitrinimiz. İlk gençlikte pek anlaşılmasa da, cildimize her zaman iyi bakmalıyız ki o da gençliğini, güzelliğini bizim için uzun yıllar korusun.
Cilt bakımı tüyoları
• Eğer yüzünüzde bir yara varsa yüz bakımı yapmayın, enfeksiyonu yayabilirsiniz.
• Alfa ve beta hidroksi asitleri içeren ürünler ölü hücreleri cildin yüzeyinden atarlar ve cildi güneşe karşı daha hassas hale getirirler. Bu yüzden kışın bile olsa güneşli günlerde her zaman SPF oranı yüksek bir güneş kremi kullanın.
• Cildinizi fazla ovalamayın. Tek bir çeşit arındırıcıya bağlı kalın. Bu, kimyasal bir peeling veya mekanik bir ovalama ürünü olabilir. Cilde sadece haftada bir yoğun uygulama yapın.
• Cilt temizliğinde sıcak su kullanmayın.
• Sivilcelerinizi sıkmayın. Gerçekten yapmanız gerekiyorsa, bir kağıt peçete kullanın ve sivilcenin özüne ulaştığınızdan emin olun. Açılan yarayı iyileştirmek için biraz tea-tree yağı sürün.
• Yüksek aktiviteli ürünleri cildinize uygulamadan önce bileğinizde test edin. Alfa ve beta hidroksi içeren ürünler hassas ciltleri tahriş edebilir.
• Gece dışarı çıkarken yüz bakımı uygulamayın. Yüz bakımı cildinize fazlasıyla renk getirebilir ve yüz bakımından sonra en az 12 saat cildinizi makyajdan uzak tutmak en iyisidir.
• Özellikle burnunuzun etrafında siyah noktalarınız varsa T bölgesine (alın, burun ve çene) killi bir maske uygulayın ve kurumaya bırakın. Maskeyi ılık suyla çıkarın ve bir arındırıcı kullanarak maskenin yüzeye çıkardığı kirleri temizleyin.
Cildinizin kurumasını nasıl önlersiniz?
• Cilt hücrelerinin içten su ile beslenebilmesi için gün boyu en az 2,5 litre su için.
• Kapalı mekanlarda ısıtma sisteminin üzerine içi su dolu kaseler veya ıslak bezler koyun ya da buhar makinesi kullanın. Böylece havadaki nem oranını artırırsınız.
• Ara ara sabun kullanmadan sadece su ile cildi yıkamak yararlı olabilir.
• Zaman zaman bebek sabunuyla yıkanmaya çalışın. Çünkü bebek sabunu en fazla yağ içeren sabundur. Bu sayede temizlik sonrası cildin korunma tabakası kendiliğinden oluşur.
• Banyodan sonra mutlaka nemlendirici krem kullanın.
• Parfüm, kimyasal ve boyar maddeler içermeyen kremler kullanmaya özen gösterin.
• Solaryuma girme alışkanlığınız varsa aklınızda bulunsun; UV ışınları cildin kurumasına yol açıyor.
Bir mucize: Lavantayla cilt temizliği…
Geniş bir kaseyi ılık suyla doldurun ve içine beş damla kadar lavanta yağı ekleyin. Lavanta yağının kokusunu içinize çekerken temiz bezi ılık suya daldırıp iyice ıslatın ve cildinizin her yerine bastırın. Lavantanın iyileştirici ve ferahlatıcı özellikleri vardır; cildinizi temizlerken aynı zamanda sinirlerinizi de yatıştırır.
Küçük dairesel hareketlerle köpüklü veya kremli bir temizleyiciyi cildinize yedirerek masaj yapın. Ilık lavanta suyuyla yüzünüzü yıkayın. Son olarak tazeleyici bir tonik spreyi cildinize sıkın veya tonik dökerek ıslattığınız pamukla yüzünüzü ve boynunuzu silin. Ardından mutlaka nemlendirici sürün.
Eğer siz de kilo vermek ve inceliğinizi her zaman korumak istiyorsanız, buna engel olan psikolojinizi değiştirmelisiniz. Nasıl mı?
Doyduğunuz an yemeği bırakın
Beslenme davranışlarınız hakkında karar vermek ve yanlış olanları değiştirmek, aslında yalnızca size kalmış. Bu konuda mutlaka bilinçli davranmaya çalışın. Şunu aklınızdan çıkarmayın, doyduktan sonra yediğiniz her lokma vücudunuza kilo olarak yerleşir. Doyduğunuzda çatalı elinizden bırakmayı alışkanlık haline getirin. Tabağınıza yemeklerinizi küçük porsiyonlar şeklinde alın. Zamanla aldığınız küçük porsiyonlarla doymaya başlayacak ve ikinci bir porsiyonu almaya gerek duymayacaksınız. Artan yemeklerse bırakın bir sonraki öğüne kalsın.
Üzüntüden kendinizi yemeğe vermeyin
Özellikle biz kadınlar kaygı, stres ve üzüntü karşısında kendimizi yemekle avutmaya çalışırız. Aslında biliriz ki, bu sonu kötü olan bir alışkanlık. Çünkü zaten var olan sıkıntımızın üzerine bir de fazla kiloların sıkıntısını eklemiş oluruz. Böyle durumlarda kendimize engel olmanın bir yolu var aslında. Size tavsiyemiz, buzdolabı veya çikolatalara yönelmek yerine, dışarı çıkıp temiz hava almak en güzeli. Hayal kırıklığı ve öfkenizi, yürüyüşle, bisiklete binerek veya koşarak atlatabilirsiniz. Ya da bir arkadaşınıza gidin ve sıkıntınızı onunla paylaşın. Bunlar yemek yemenin bırakacağı suçluluk duygusundan çok daha iyi gelecektir size.
Kendinizi ödüllendirin ama doğru şekilde!
Zor bir işi başardınız ya da çok yoruldunuz. Kendinizi böyle durumlarda yiyerek ödüllendiriyorsanız, neden eski kilolarınızı bu kadar çabuk geri aldığınıza şaşırmamalısınız. Aslında bu şekilde kendinizi ödüllendirmek değil cezalandırıyorsunuz. Daha farklı ve faydalı ödüllendirme yöntemlerini deneyebilirsiniz. Örneğin peeling yaparak ya da aromalı duş jelleriyle harika bir banyo keyfini yaşayarak. Üstelik bu ödüller size güzelliğiniz olarak geri dönecektir.